tesettür ile evliyalar konusu

tesettür ile evliyalar konusu

 sizlere en güzel yazıları yazan tesettür diyorki Bir şahıs Yahya bin Muaz’a:
-Kiminle sohbet etmek ve dost olmam gerekir diye sordu. Yahya dedi ki:
-öyle kimseyle sohbet et kı, hastalandığın zaman seni ziyaret etsin. Senden bir kabahat ve kusur çıkarsa, senden o özür dilesin.
Sohbetin ve dostluğun hakkını vermek ve kendi hakkını istememek sohbetin şartlanndandır. Dost kendi ayıbını görmeli ve başkalarının ayıbı için özür düemeh. insaıüan kader ve cebir altında mecbur ve mağlup görmelisin ki, düşmanlık ortadan kalksm ve suç ve kabahati kendinde görüp özür dileyebilesın.
Bir zamanlar Emir Kâfikr, Şeyh Abdullah Çavpare’ye pek çok altın gönderdi. Şeyh kabul etmedi ve o askerdir, malında [haram olma] şüphesi vardır diye altınları gen gönderdi. Bunun
Yınr Ebu Bebr Verrik dcmiftır b: İnsanofıKı gruptur Ümera, ulema ec tokara Ümera bozulunca halbn ge<^mu de bozulur. Ulema bozulunca itaat düzeni bozulur. Fukara bozulunca ahlak bozulur. Uaaeranın feaadı zulumlc, ulemanm leaa (k tamahla, fukaranın fesadı da nyayla olur.
Ebu Kasim Râzî (kd.s.)
Adı Cafer bin Ahmed bin Muhammed olup, Nışabur’da ikamet ederdi. [PS] îbn Ati, Muhammed bin Ebul-Havari ve Ebu Alı Rudbirİ’yle sohbet etmiştir. Çok zengindi. Malının tamamını sûûler için harcardı. Sonunda derviş [fakır] olup vefat etti.
Rey şeyhleri demişlerdir b: Hiç kimsede bulunmayan dört şey Ebu Kasım da bir araya gelmişti: Cemal, mal, kâmil bir züht ve tam bir cömertlik.
Tesadüfen sûfılerle birlikte bir davette hazır bulunmuştu. Cafer Huldi’de oradaydı. Sofra kurulunca elini hiç yemeğe uzatmadı. Kendisine:
> Cemaate uymak gerek dediler. O:
-Oruçluyum diye karşılık verdi. [Bunun üzerine] Cafer:
-Eğer sence orucun sevabı kardeşlerinin hoşnutluğundan daha değerli ise orucunu bozma dedi. Ebu Kasım o anda elini yemeğe uzattı.
378/988 tarihinde vefat etmiştir.
Ebu Kasim Hakİm Semerkandî (kd.s.)
Adı İshak bin Muhammed bin İsmail’dir. Onu anlatanlar, Arş’tan yeryüzüne kadar, .Allah’tan başka hiçbir şeye bakmazdı. Halkla muamelesi kendi yaran için değil, onların yaran içmdı derler. Ebu Bekir Verrâk’la sohbet etmişti. Muameleler, nefsin kusurian, amellerdeki afetler hakkında güzel sözleri vardı. 10 Muharrem 342/27 Nisan 953 tarihinde vefat etti. Çâkerdiz kabristamna defnedildi.
Demiştir ki: Hz. Mustafa’dan (s.a.v.) sonra günümüzde peygamber gelmesi caiz oisaydi ameli, hikmeti, halka şefkati, adaleti ve insafı sebebiyle Ebu Bekir Verrkk peygamber olurdu.
Derler ki, bir gun Ebu Kasım Hakim evinde oturuyordu. O devnn büyüklerinden Ebu Tahir evine geldi ve kapıdan içenye baktı. İçeride havuz ve selviler görün-
ntn cevabını yaxarak ona göndermişti. Olumu yaklaşım a btanlan ekaikaa yok etti. Cuneyd’e olum haben ulaşınca; ‘Ne olurdu, benden aordufu fnaaelelerm ce-vapUnnı yok etseydi* dedi. Hepeını yok cm^uu öğrenince de çok aevmdı
Şeyhülislam dedi kı: Cuneyd bu meaeleleruı cevaşdan halk m veya udi anların dine geçer diye korkmadı. Onun korkunu, aûdlenn dme geçmen ve ondan duk Ulnlar kurmalan, yanı o sozlen satıp halk katında ttd>ar aahdn olmaLanydi.
Yine Şeyhülislam Cuneyd, ‘Btn sdfi içinde bir ilam yeter. Sdfiye ışıtıp bdmek kâfi. Zira bu taılenın gonullcruun £aaıh oUruuN gerelur. ddlcnnın de^pl' dmlı demif'
ÜT
Yine o Ruveym, ‘Bir kişiden halını alıp kslifn bıraktıkları zaman onu helak etmiş olurlar" dedi demiştir.
Şeyh Ebul-Hayr Askalâni demiştir ki; Ebu Bekir Kisâİ uyuduğu zaman go^aun den Kur'ân sesleri işitilirdi.
Ebu Alİ Cürcânî (kd.s.)
Ikına tabakadandır. Adı Hüseyin bin Alı olup Horasan şeyhlennın büyüklerinden dır. Zamanında eşsizdi. Muamelelerde ve afetlen görme konusunda kitapları var dır. Zaman olurdu ilim, marifet ve hikmetten de soz ederdi. Muhanuned bin Alı Tırmizi ve Muhammed Fazi Belhî’yle sohbet etmiştir. Onlarla aynı yaştaydı.
0 demiştir kı: Halk gaflet meydamnda koşuyor, kuru zanlara güveniyor, itimat ediyor, ama onlar hakikat âleminde dolaşıyor ve mukâşefeden söz ediyoruz sanı vorlar.
Yme o, bedbaht o kimsedir ki, Hak Teâlâ onun günahını örter, fakat o kendi günahım ortaya çıkanr demiştir.
Ebu Verd'İn İki Oğlu:
Muhammed ve Ahmed (kd.s.)
Ikına tabakadandırlar. Irak şeyhlerimn büyüklerinden olup Güneyd in çagdaşUnn-dandılar. Seri Sakatî, Ebü’l-Feth Hammâl, Haris Muhasibi ve Bışr Hift’yle sohbet etmişlerdi. Verada onların yolu Bişr Hâf) tarikatına yakındır. Zeffâi^m mne gidip kapısaı
EVLİYA MEN MM UMU
Ahmed BİN Vkhb (kd.s.)
iConvv'U Fbu Cafer’dir. Bjsr^lıydı. Ebu Hltem Att&rla «ohbct etmiştir. Ebu Yakub /^fvât’ın hocası ve pındir. Uzun zaman Şunıziyye mescidinde tevekkül üzere otur-muşhı.
O demiştir kı: Her kim nzk talep etmek için harekete geçerse fakir adı ondan gi-tanhındc vefat etmiştir.
Ebu Yakub Mezabİlî (kd.s.)
g^dadıdır. Cuneyd'ın çağdaşıdır.
Tısavv’ut nedir diye sordular. Şöyle cevap verdi:
- Tasavvuf bir haldır kı onda insanlık alametlen [beşeri nitelikler] mahvolur.
Ebu Yakub Akta (kd.s.)
CoBeydle haberleşir ve mektuplaşudı. Kendisi Mekke’de otururdu.
Ebu Abdullah Hââf dedi ki: Ebü’l-Hasan Müzeyyın şöyle dedi: "Ben Mekke’ye pgntştun. Şeyh Ebu Yakub Akta vefat etmek üzereydi. Kaldığı yere gidip içen girin. Bana;
-Eğer şeyh sana ilgi gösterirse ona şehadet kelimesmı telkin et dediler. O za-■Mi henüz çocuktum. Beni yanına aldılar. Şeyhin başı ucuna oturdum. Dönüp ba-m baktL Ben de:
182] - Ey şeyh! Neşhedu en liilâhe illallah dedim. O da şöyle dedi:
-Beni mı kastediyor ve şehadetı bana hatırlatıyorsun? Olumu tatmayamn izzc-âK ant olsun kı, benimle onun arasında izzet perdesinden başka bir şey kalmamış-fer. Şeyfaulısiam dedi ki: İzzet perdesi dediği şey Onun zatıdu* kı, O Odur, sen sen ML Ebel'Hasan Muzeyym bir nice zaman: “Benim gibi bir yalancı [sahtekkr] gel-4 Onun dostlarından bınne şehadet telkin ediyor" der dururdu.
$eyh Ebu Abdullah HIflf demiştir ki: Bir kışı ubudıyyette yanıyordu, geldiler, od perdesi arkasmdan oru şehadet arz ettiler.
^eyimkfiam dedi ki: Şeyh Ebu Abdullah Tiki vetat etmek üzereydi. Bir kışı ona •I terhn telkin etti. Şeyh dc:
- Su»? Edep$tx ve say]^z bir cemaat geldi. Onun dostlarından bınne şehade arz ediyorlar. Benim senin sozunu degiJ, senin benim sozumu söylemen gerek d«dı ve ekledi: [Ya Rab?] “Beni Müslüman olarak oldur ve salıhler zümresine ilhak e^le' [YOfUF 12 101 dedi ve can verdi.
Bir zamanlar bir cemaat şeyhlerden bınne şehadet arz etti. Bu durum o KT^ gayretine dokunduğundan yennden kalktı ve o cemaate tek tek şehadet arz etti Cemaatteblenn hepsi şehadet getinnce şeyh başını yere koydu ve can verdi. Vefa tından sonra bınsı onu vakıada gördü.
-Halın nicedir?
-Gayet iyidir.
-İmanını kurtardın mı?
-Evet, kurtardım. Adam;
“ Ama ölürken şehadet getirmedin.
-Ben gerekeni tam olarak yaptım.
EbU YaKUB BİN ZÎZÎ (KD.S.)
Ebu Abdullah Hifif dedi ki: Ben Zîzî’ylc bir semâ meclisinde beraber bulundum
Hanende şu beyti okudu. Tercüme:
Ben murdemn h lütfün eh dikti taşını. Naaşım onun taşına yaslansa,
Yevmu l-Meâda dek görürdü maâşını. Hep böyle yaşar, kabre gitmez.
Bunun uzenne neşelenen İbn Zizî ellerini arkasına bağladı. ^Sırtüstü yatıp göğsünü kaldırdı. Gözlenin göğe dikti ve “Söyle, vallahi benden başka işiten kimse yoktur* dedi. Ansızın boyun damarlanndan kan fışkırdığını gördük. Sanki kan ahyor Urdı. Bu haldeyken kendisinden geçti. Sonra onu kaldınp kanlarını yıkadılar, boynunu bez pırçistyU bağladılar ve kanmı durdurdular.
Yine Şeyh Ebu Abdullah Hâflf şöyle hikâye ediyor: İbrahim Havvâs ile tbn ZIzI dTMsındj munjki^ ve tartışma vuku buldu. İbn Z!zl ona dedi ki:
[IS3] - Bir nice zamandır aramızda mücadele var. Tevekkülle çöle çıkanm diyorsun. Yinmdâ bulunan hırka ve su testisi tamamıyla mihnet ve meşakkat sebeplerinden ibarettir. Eğer tevekkül davasını surdürüyorsan benim dediğim gibi çöle
EVUYA MirNKtMUJMl
Hu «Ot uzenne tbrâhım Harvit ona kızdı ve difan vdıtı İbrahim Zâıi de onun Jifan v>Iup> güzel bir gömlek, neha btr ruÜ ve nrçadan bir bardak alıp ar-vettştı ve:
Yamalı elbıselennı yıka, bunlan giy dedi O da hırkasını «rikanp onları giydi.
Om Ztd onun elinden su kırbasını alarak sırça bardağı eline tutuşturdu Turu, şım-4ı‘<iedı.
İbrahim Havvls haccmı eda edip gen dondu. îbn Zlzl aldığı hırka ve su kırba gvh onu karşıladı ve emanetleri kendisine verdi.
Bundan sonra ne dilersen onu gjy dedi. Bu tarzdaki bu yolculuk neticesinde,
^-ok nyızet yapmak ve şiddetli fakirlik çekmekten dolayı İbrahim Havvis’ın saçı sa-loık dökülmüştü. Ibn ZlzI’ye:
-Beni mahvettin. Allah seni kahretsin dedi.
Yine o dedi ki: Ebu Talip Hazrec şöyle anlattı: “Benimle îbn Zîzl arasında ihlas konusunda bir tartışma geçti. Dostlar o gece benim hücremde oturmaya karar verdiler Ben ne zaman bir şey söylesem îbn Zlzl: “Sabret, akşam olsun" diyordu. Onun bu sözüyle ne demek istediğim bir türlü anlayamıyordum. Meclisten kalkın a Ibo Zili, “Ben geç gelirim, beni bekleyin" dedi. Akşam olunca yemeğimizi yedik, onun hıssesım de ayudık. Bir süre sonra o da geldi ve helaya gitti. Herhalde taharetleniyor dedik. Meğer bir tefi varmış ve orada saklarmış. Sonunda dışan çıktı. Gece ılniemış, halk istirahata çekilmişti. Biz de gonul hoşluğu ve neşe içinde oturuyorduk Bu durumdayken Îbn Zİzi kalktı ve sakladığı tefi çıkanp çalmaya, teganni et-neye başladL Butun komşular toplanmış ona bakıyorlardı. Komşular galiba: O si-onle yalnız kaimca böyle şeyler yapmıyor, ama biz bunlan ondan öğrenip duruyo-raa. 0 bizim bu işlerde şeyhımızdır dedi. Böylece tef çalmaya, teganni etmeye, oy* aanuya ve komşularla sohbete devam etti."
Ebu Tahp sözüne devamla şöyle dedi: Seher vakti evi boşalttım. Başka bir ma-ka&eye gittim. Sabah olunca yaptığıma pişman oldum ve bundan sonra bir daha ih iat tozunu ağzıma almam
Evet dedim İrticalen btrkaı; beyit aöyİMİı ee bamı, yu dedi Ben de Yârdıklaruntn oıet olarak manaaı ^rydu: Stzm bu yafrakiara yaearak tceptt ettf|;tafnx liff f«yı 1*12 »lıp duruyoruz ICufkuauz bu yatanız aebebtyie az, makaudunm cdea |iyı tehm ve idrakten mahrum kaldımt. Ekze lae b« nldılüenaMz aebebıyie • naha-y«tMZ ve keaıntıaız maksudun fehm ve Kİrak kapılan açıldı. Bizon bu vaat u» naaı-h«tt( bulunmamızın »ebebı sızın ryıjıkaeverlalpaıttdır. KA^nlar yazıp besap ettı|(ınıcı «t maksut olan cemalden mahrum olduğunuzu daha ne zaman görecemiz
Kıuj Yakub Küreti (kd.s.)
Şeyhülislam dedi kı: Ben onu içi aydın, keramet ve hal sahibi bir pır olarak gorur junırdum. Elinde daima bir çubuk tutardı. Çubuğun ortaamda bir mendil babıydı.
-Bunlar ne oyunudur dediler.
-Bu da bir sanat, yanı bir tavırdır diye cevap verdi.
Şeyh Ebu Mamer Maliki bana dedi ki: Bir gun Ebu Yakub Kuretl geçip gıdtyor du. Yolda görünüşleri sünnete uygun bir topluluk oturuyordu. Onlara; Sen onları toplu sanırsın, oysa kalplen dag;ınıktır’’ [HAŞR S9 14] ayetini okudu ve geçip gitti.
185] Hayr Nessâc (kd.s.)
künyesi Ebu’l-Haşan’dır. Adı Muhammed bin İsmail olup aslen Samerrelidır. Bag dal ta ikamet etmiş, Ebu Hamza Bağdadî yle sohbette bulunmuş, Serî Sakatî’ye somlar sormuştur. Seri’nın müridi olduğunu söylerler. Cüneyd'in çağdaşı olup ikinci tabakadandır. Nun, İbn Ati ve Ceriri’nın hocasıdır. İbrahim Havvis ve Şiblİ birlikte meclisinde tevbe ettiler. Güneyd e olan saygısını muhataza etmek için Şiblî’yı Cuneyd e gönderdi.
Cuneyd demiştir kı: Hayr, hayırlımızdır.
Uzun bir omur surmuş ve yüz yirmi yıl yaşamıştır. 322/934 yılmda vefat etü. Şeyhülislam dedi ki: Hayr Nessâc [Dokumacı Hayr] bez dokumaz, *oz dokurdu. Cafer Huldî dedi kı: Hayr Nessâc a, “Sanatm bez dokumak mıydı" diye sordum
-Hayır dedi.
-Peki, sana niçin Nessâc [Dokumacı] diyorlar dedim. Şöyle cevap verdi.
-Alla taze hurma yemeyeceğim diye Cenabı Hak ka so* vermiştim. Bir gun- tesettür sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder