tesettür ile evliyalar konu
en güzel yazıları yazan tesettür diyorki ‘e kulıen yekliL &■ Fiae nn bw «loehı ▼»nk Parayı o ver Vıanfa kcr ac fcrekıne abr enac gotumrdu. tbn F4ae a&t etmeeeami doahea tcebA etmişti. Bu durum nUarta Medunamedbin YuauloadamL kendtaı ve adettiun naiakasmı şğtm etmP** »Ceiemesi ıgn vok aoriadL O da Muhanuned hm Fâae'nm bu smdrdL tbn Yuaul da:adHU oıu Aiah vemn drve dua em Bir azn ktş orta FkK ye ıplti Omm \m foaBİeUe oturduğunu fordu.
. I şiHİfV muMD <kye «ordu. MuKammed:
. Be ba*a ver ve LüHiıe ılâlah de de<h. Am demiştir b:
koeduBL LkıUhe lUaiUh dedim ve onun Hararetten
I* !■ Ak AMdUk bâB Mubwek* eryw gıdv ona. ımpıı mugufmıve canyelcn-ibi dMHBi 5?k;anp ndvıyomB diyen kişidir. Onun bu aöuı uıenne
ScM evden çkıp fbkncc de:
m bu saat öbe frrektu Benun .iareımda aaU canye taUn Obuu bcuiRi damımda gorduğû cariyeier cen-
,evm«.ımd«n kı>fup hu7uruna vardım. Gmkrek yuvumc Kakb va foyW Kuyur
Nı^ın bu «ıddıka, yanı Sehl Tuaterl'yv damnam ka. bu taıkryl vy aoal«n aw ^ hakikatin ta krndı«ıdır Yanı bunlara muhabbet tıpkı Ona muhabbettir eVfk uılaşıijyordu lu RctuluUah bu aoakn Schl Tuatcffyc aoyWmek oraya ^Nivıarmuftu. Bu sebeple 5îeKl Tuaterl:
lüO kıta^ruUah ya ResuiuUah dedi. Yanı ekaik toykdılınden dolayı ontr Muhammed Mustafa (t.a.v.) guUhı. Bu hahn neşetinden uyandım Şeyhülislam dedi ki; Bu işi sevmek, bu ışın ta kendüKUr Bu ışı ınkkr etmek de fiBt bu işten sayılır. Zira hakikat olan bu şey mecaz olmaz. Ome|(in (aulâmu'Mialıl ^•tfunun sonunda cuzzam oldu. Sûhlenn büyüklerinden bin bu dununu işitince yıdtdedı
Kemal sahibi olmayan sûhierden bınsının himmet ve gayretiyle oldu, lakın lyı rıpmadı. O bu taifeyle çekiştiğimden zaman zaman bunlann amelleri onunla ta •UR olurdu. Allah Tekik ona şifa versin.
Ihı sollen Gulkmu’l-Halil'e söylediler. O da halinden dolayı tevbe etti Her nesi um şeyhlere gönderdi. Kabul ettiler. Dikkat et ki, bu taifeyi inkir etmek sonunda, 0|pn ».evnlen adamı tevbeyc goturdu. Bu taifeyi kabul edip sevenler nasıl olur, var knratiı.
ALİ BİN ŞUAYB ES-SaKÂ (KD.S.)
Sışabur un Hlre denilen yerindendir. Ebu Hafs’la sohbet etmişti. Derler kı, elli beş int hacca gitmiş ve hepsi için Nişabur’da ihrama girmiş ve bir mil yol alınca ıkı nkit namaz kılmıştı. Ona bu namazlan sordular.
-Takı hacılar kendılenne ait olan yararlara şahit olsunlar ve Allah'ın kendileh-m nak aUrak verdimi dört ayaklı hayvanlar uzenne belirli günlerde Allah’ın adını «nlar* HAC 22.28] dedi. Yani bu namazlar, Onu ziyaret etmemden doğan vanrianmdır. Alı bin Şuayb’ın Allah’a yakınhk halindeki düşüncesi ve on üç gun amdısınden geçti^ olay Ebu Hamza Bağdadi’mn ahvali anlatılırken
Ebu Abdullah Kalânİsî (kd.s.)
sıhthi ulu btr sûBdir. Demiştir ki: Bir sey^atte gemiye binmiştim. '/Hİr ye büyük bir fırtına koptu. Denizciler dua ve niyaza başladılar. Bana da:
yyhulıslam dedi ki: Ebu'l-Hayr'ın "tem bildim’ demesi, ’kımatn bıkhnn' delktir. Ebu Abdullah’ın "bilmedim” demesi ise ”makam-ı şenfımı bilmedin” de-
Şeyhülislam dedi ki: Ebu Bekir Vlsıti celaletle demiştir kı
-Ben bir tam, bir de yarım adam tanırım. Tam olan kişi, Ebu Ümeyye Mâhûri, olan kışı de Ebu Abdullah Cellâ'dır. Visıtl’ye:
Nı^ın birisine tam, dıgenne yarım adam dedin dediler. Şöyle cevap verdi.
-Ebu Ümeyye Mihûrt mahlukat elinden hiçbir şey yememiştir. Yanı insan ^e|;ıvie meydana gelmeyen şeyleri yerdi. îbn Celli ise Ali bin Abdullah Kattân adında bınsının malından yerdi.
Ebu Bekir Visıti halkı hor gördüğü için değil, tevhidin çok azız olduğunu bildı-|ınden kimseyi beğenmezdi.
Ebu Abdullah Cellâ ya muhabbetten sordular. Şöyle dedi: Ben nerede, muhabbet Mrede? Ben tevbe öğrenmek istiyorum.
Yine ona, “Fakır ne zaman fakr adını almayı hak eder” diye sordular.
- Ne zaman nefsinde zahiren ve bâtınen bir şeyi arzu etme halı kalmazsa o za-RUfl dedL
Şeyhülislam dedi ki: Ebu Turâb Nahşebî yanında su kırbaları bulunan uç yuz ki-gde çöle açıldı. Sonunda yanında sadece iki kişi kaldı. Bunlardan biri Ebu Abdul iıh Celli, dığen de Ebu Ubeyd
(İra nın eski ^cyhlennden olup Feth Mevnlİ'mn talebesidir. Derdi kı Feth Mersi (den İşittim:
Otuz jeyhle sohbet ettim. Hepsi abdallardan sayılryordu. Kendilerinden aynl-dı|ım zaman hepsi şu tavsiyede bulundular. Sakın oğlanlarla dostluk kurma ve onurla duşup kalkma.
Cafer bİn Murakka (kd.s.)
SûlUenn âlim şeyhlerindendir. Ebu Abdullah Husii dedi ki;
-Onun şöyle dediğini duydum: Otuz yıldır “Allah" diyen bir kimse aradım, fa Ut bulamadım.
Alİ BİN BÜNDAR (kd.s.)
Beşinci tabakadandır. Nişabur’un son ulu şeyhlerindendir. Büyük şeyhlerle görüşmek kendisine nasıp olmuş ve onların sohbetlerinden istifade etmiştir. Nişabur’da Ebu Osman Hîri ve Mahfuz; Semerkant’ta Muhammed Fazi Belhi; Belh'te Mu hammed Hamid; Gürcan’da Ebu Ali Cürcânî; Rey de Yusuf Hüseyin; Bağdat’ta Cuneyd, Rüvcym, İbn Atâ, Semnûn ve Cerir; Şam’da Tabir Makdısi ibn CelU ve Ebu Amr Dımaşki; Mısır’da Ebu Bekir Mısri, Ebu Bekir Rakkâs ve Ebu Ali Rudbâ-ri'yle sohbet etmiş ve [167] cihan şeyhlerini görmüştür. Onlardan pek çok hadis ckıymuştu. Hadiste güvenilirdi. 350/970 yılında vefat etti.
Bir zamanlar Ali Bündâr, Şeyh Ebu Abdullah Hâfîfle bir köprüye varmışlardı, kopru yan yana iki kişinin geçemeyeceği kadar dardı. Şeyh Ebu Abdullah Hâftf:
-önce sen geç dedi. Ebü’l-Hüseyin:
-Hangi sebeple önden gideyim diye sordu. O da:
-Çünkü sen Güneyd i görüp duruyorsun, oysa ben görmedim dedi.
Şeyhülislam dedi ki: Sûfîler pirlerini görme şeklindeki nispete gayet buyuk
önem verirler.
Ali Bündâr dedi ki: Dünya bela üzerine kurulmuş bir binadır, dünyada belasız vaşamak mümkün değildir.
Hr Hak (c.c.) zaman zaman kulu kuldan alır v« onun v«stle«ıyle bir kavnun gp fune zahir olur, öyle ki gözler onun müşahedesi sebebiyle huzurla dolar, gönüller c«un murakabesiyle sevın<^le dolar Her ne zaman hakikat gızlemrse kul ortaya çiller. Yine ne zaman güneş ortaya çıkarsa gölgeyi yok eder. Kul kulluğuna avdet et fttedtp surece Allah'ın sevgilisidir. Zira kul kulluğu bakımından sevdir. Kulluk vesilesi gerçek cemali örter. Bu vesile ne kadar eksilirse hakikat o ölçüde artar Ne zaman vesile tam olarak ortadan kalkarsa yerine hakikat gelir. Hakikat geUnce de vesile ortadan kalkar. İnsanlık süsten ibarettir sanma. İnsan dedıklen işte budur. Bin vesileye, dıgen Hak’ka nazar etmektedir. İtibar hakikatedir, vesile değersizdir.
Alı BundAr'ın Muhammed adında bir oğlu vardı. Babası gibi necip, aziz, arif ve temyiz sahibiydi. Şeyhülislam demiştir ki; Muhammed bin Ali Bundkr'ın el yazı-«yla Visıti’nın şu sözünü bir kitapta görmüştü. [Şöyle yazılmıştı]: Bu taifenin ilim ve soz namına sahip oldukları şeylerin tamanru Kur’ân-ı Kerim'ın şu iki ayetinde mevcuttur. “Gökten su [yağmur] indiren Odur. Sonra her çeşit nebatı biz onunla htınp çıkardık” [tN'AM 6>19], “Toprağı venmli olan güzel bir memleketin nebatı, Rabbinın izniyle çıkar ve yetişir.” [A rAF 7;S8]
Şeyhülislam: “Ben onu bu iki ayetle tanıdım” demiştir.
Muhammed bİn Fazl Belhî (kd.s.)
Dona tabakadandır. Künyesi Ebu Abdullah’tır. Aslen Belhli olmakla beraber muta-assıblar onu mezhebinden dolayı haksız olarak oradan sürmüşlerdir. O da şehirden tarafa donup beddua etmişti.
Şeyhülislam dedi ki: Ondan sonra Belh’ten sûfi çıkmadı.
SMuhammed Belh’ten ayrıldıktan] sonra Semerkant’a gitti. Onu burada kadı yaptılar. Semerkant’tan hac niyetiyle yola çıktı. Nişabur’a varmca kendisinden mec-h kurup vaaz etmesini istediler. Kürsüye çıktı ve şöyle dedi: “AUahu ekber ve lezik-rullahı ekber ve ndvânun minallahi ekber.” Bunu söyleyip kürsüden indi. Sonunda yine Semerkant’a geldi ve orada 319/931 yılında vefat etti. Ebu Osman Hırî ona bir yau göndererek kendisinden:
-Bedbahtlığın alameti nedir diye sordu. O da şöyle cevap verdi:
[1'^] Ke^l-Mahcûb sahibi demiştir kir *0 çok buyuk bir şahıstı. Gonlum ta nuunen ona bağlanmıştı. Şeyh Muhammed oyW bir incidir ki, âlemde onun bir cşı Jaha yoktur" derdi.
O şöyle demişti; Ben düşüne taşına bir harf bile yazmadım O hususU bana hiç bir şey nispet edilemez. Lakın ne zaman halim şıddetlenu^ onunla teıeüı bulur «kun
Yine demiştir kı: Bir kimse ubudiyetin vasıâarmı bilmezse rububıyetın vasıilan-m da bilmez. Yanı kendisini bilmeyen re anlamayan Cenabı Hak kı da anlamaz ve bilmez.
Yine o, gerçekte Allah’ı sevmek, Onun zıknyle daima unsıyet etmektir dedi.
Ona sıfat, zat ve ilahı işlen sordular. Şöyle dedi: Kendisinde fazlalık ve eksiklik bulunması ihtimali olan şey fiili sıfatlardandır.
Ona fsâr nedir diye sordular. Şöyle cevap verdi;
-Is4r başkalannın nasibini kendi nasibine tercih etmendir.
Yıkın nedir dediler.
-Yaldn, kalbin Hak Teâlâ ve Onun kavline ve emnne dair istikrar üzere olması (far dedi.
Şukur nedir dediler.
-Şukur, gönlün nimeti verene bağlanmasıdır dedi.
Hz. Bahâui’-Hak vc’d-din Muhammed Buhari -ki Nakşibend diye bilinir- bir zamanlar, suiûkunun başlangıcını anlatıp büyük şeyhlerin temiz ruhlanna tevec-aıhJermın eserini beyan ederken şöyle demişti: “Ne zaman evliyanın önderi Hoca Muhammed Hakim Tirmizî'nin (kd.s.) ruhaniyetlerine teveccüh olunur, o teveccühün eseri sırf bisıfatlık [sıfatsızlık] yüzünden zuhur ederdi. Teveccühte ne kadar leyroiunsa da yine onda ne bir eser, ne bir toz, ne de bir sıfat müşahede olurdu."
Şeyhler demişlerdir ki: Allah’ın velilerinin hallen değişiktir. Bazısı sıfatsız ve nişansız olur. Bazısı sıfatla olur. Bazılanmn sıfattan nişanı olur. Örneğin marifet ehli, muhabbet ehli, tevhit ehli derler. Fakat velilerin kemal hali ve son derecelen sıfatsız ve nişansız olur. Bazısı sıfatla olur. Bazılarının sıfattan mşam olur. Omeğm marifet ehil, muhabbet ehli, tevhit ehli derler. Fakat velilerin kemal hah ve son derecelen ıdatsız ve nişansız olmaktır demişlerdi. Nişansızlık zatın keşfiyle olur ki, bu çok bu-fuk bir makam ve çok şerefli bir derecedir. İşaret ve sözle o makamm mahiyetini anlamak mümkün degiJdır.
Edtı ftykierâtn oktf kmtftm Eb« Hüeryeı’dir. tbnfanı EdhcoıV tıAfcıi i
Şm ââ İMT ferin nA oim Ilın’Aı [Cefimm] ârnâfttoe İM|h mam mkui albı^ ^ ya yeritf^ifh
[171' Derirr ia, akyanı Bİırı cMfyam nrıjn terarâL O yauığ» akamkafmm *S«fi kof hm ştyaa Fakat valaki bo fece özerinde faCmaracagan* derA. iaam %. «anı falsı abdeeby*e faâarİL Söfiierdeffı ban demiştir b Ak Bekkir'n yaeınu gıttm. Kendi ab için aqşa aşö4 fordu.
« Baıifi yapacak başka kımaen fok mu diye aordum. Şoyie cearap verdi;
Btr ^Bcadafdbm. Mualuınanlar bozuklu ve kaçtılar. Ben de onlarla bcınbor k^ tun Atım gerşekidı goaterdı. Ben, *tnni iiBahı ve ınni lieyhı rlnân* [artık am H. dun] dedun O at da bana *lnni iıilahı ve ınni deyhı ricrûn, beni bakman içm flba canfeye bıraktığın zaman oldu* dedi. Bu hadiseden sonra ben de ocma bakaann özenme aJdun re başkasına bırakmadım.
Yine nakJedildıfbne göre ashibından binaîyle odun toplamak ıçm da^ nMMflL Da^da btfİHnııden ayrıldılar. Arkadaşı onu beklemeye başladı Bir turhı gehnn(k|h m görünce arkasından gitti. Gördü b yere bağdaş kormuş oturuyor, yutsa bir bay-vnn da başuu dizme koymuş uyuyor, o da hayvanın smeklennı kovafayordn.
- Ne otunıyomm diye sordu. Ah bin Bekkir da:
* Bu havran başını dizime koyup uyudu Uyansın da sana gdryım diffe bekbfp-mm dedi.
Ebu Abdullah Abadanî (kd.s.)
S«bl ban Abduflah Tusteri'mn has talebeienndendir. Şoyie denuştır; Uzun ****** $iMrııın aösbmu «hıymuştum. Onunla gömşmek ntedun. İhtiyar, zayd^bv baban vurdı. Onu bırakıp gıdemedun Babam rrht tdmet onu görmeye karar vmfcmı w a gfftva [Dergihaj yaklaşınca onun yanmda çıkıp gelen bir demş tophıki-gm gbrdum Bm görünce durumu anladılar ve bana*
-Nıçm fekbn dryr sordular. Ben
-^iblf^yi gonneve geldim Benimle gonışur ma dedun
~ Gorufur. iâkM sakm onunla iddiaya güme dediler Ben de:
-Girmem dedim. Onunla buluştı^|umda cuma gunuydu. O |[un ofutn kabul v« ffvket gunuydu. .Selam verdim
-Aleykümselam, sen nesin, Allah seni hdak etam dech.
Ben hâ nın altında olan noktayım dedim.
. Makamını söyle, neredensin dedi.
Söylersem belki kabul etmezsin dedim ec ondan uzaklaşıp kenduını dilediğim gıbı görebilmek, sonra da oradan gitmek «zere bir köşede durdum Ananın bu der ny içen girdi. Selam verdi. Şibll
-Aleykumaelam, sen nesin, Allah sem helak etam dedi.
Derviş;
-Muhal [imkânsız] dedi. Şıblî:
Hangi hususta muhal [imkânsız] diye sordu. Derviş de;
Halde, cevabını verdi. Bu söz hoşuna gitti. Ben ondan bu hikmeti öğrenip ora dan aynidım.
[172] Ebu Abdullah Hadramî (kd.s.)
Murta’iş der ki: Ebu Abdullah Hadramî’ye tasavvuf hakkında soru sordum. Yirmi yıl hiç konuşmamıştı. Bana Kur’ân’dan:
"Müminlerden öyle erkekler vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadakat gösterdi ler" AH/AB 3.^:2^] ayetini okuyarak cevap verdi.
-Onlann sıfatı nedir dedim. “Onların gözlen apaçık, kafa bomboş" IİBRAHİM !4 43 ayetini okudu.
-Bu hallerinden dolayı onlann makamlan neresi olacak dedim.
Rıza gostenlen bir yerde... Kudretine nihayet olmayan bir Melikin huzurun da' KAMER .S4;SSj ayetini okuyarak cevap verdi.
> Biraz daha açıklama yap dedim. O:
I dedk b Ebm AMeflab HÂâf maAı davranmadı, mtımkMdlIr h mm fornae mmuuien lairMdı dnen görmekti.
Eb« Abdolah Siİlrai ^
-Halt ıçifMİe ehâulaİM naad tanınn diye «orckaJar.
-Tadı dİ, güzel ahlak, goier yüz, cömertlik, itiraz etmeme ee özür düeynicna kabol etme, iyi niann kota oinn butun insanlara tam bv fdcadr
davranmaJamedan tanırını dedL
Yme • yapüan iyilisi görmek «erguun anahtarıdır demiştir.
Ebi Talip Mekkî (kd.s.)
JCâmT-huMk ua sahibidir Tasarruf yohınua «rian bu kitapta topbmmiftır Taam-mıâm aecehkimnı beyan bahmda Ulamda onun gibi bir kitap yazıknanışıtır.
Tâkp Mekke de doğup buyamuştar. Mekke yeryüzünün en şeredı ftndk. Baan ya, oradan da Bağdat’a gitmiş re Bağdat ’ta 3B6 996tarihmdeCe* Hazarafi-Temmuzj ayında rekü etmiştir Tahp tasarruf Ycşh Anf Ebul-Hatan Muhammed bm Ebu AbduBdı Ah fcan ye möaap etmiftv. Şeyh £bu1 Hacao m mtıaabı da baban Ah-epA. O da Şeyh bm Abdullah T oaleıl ye (kcLs.) mtıaap etmiştir
Eb( Abdellah Çavpare kd.s.)
BufUk ştyhieıdmdm Çsrpmre tüm» [Anadohı} Munıub bir yenn adıdır. Ebu Ath fpnhnMm reddettiği şryı yeıncjıırye ahdeden kişidir - Bm- ammmkr Şendııyye metcuknâgydL Yemek şttmâıleı Gonhı kbul etme
jıjp ı^ın yemedi. Arkadaştan;
[173] - Hep bize muhalefet ediyorsun, ye dediler. O da yedi O yine mescitte Uklive ıhtılam oldu. Rüyada ona dediler kı: "Gönlünün reddettiği şeyden ycdm Bu durumda »ana bir bela cnşece|;ını bilmiyor muydun?”
O demiştir ki: Ebu Bekir ZekkAk MısH’ye, Kiminle sohbet edeyim diye sordum.
- Allah'ın bildiği şeyi kendisine soyiedi^n zaman senden nefret edip uzaklaş mayan kişiyle dost ol, sohbet et dedi.
Şeyhülislam dedi kı: Kişinin ayıbı ortaya çıktıktan sonra sohbetim kabul etmek dofptıdur. Zira insan kusur vadisidir. Bir hüner ve iyilik gördüğünde onunla sohbet edip, kendisinde bir kusur ve fenalık ortaya çıkınca ondan uzaklaşman sohbet delildir. Sohbet, ayıbını gördükten sonra da onunla dostluğunu devam ettirmektir. Yalnız bu kusurun dini mahiyette olmaması ve bid at kabilinden bulunmaması ge retar. Bu ayrı bir meseledir. Zira bunu göz ardı etmek dünyada yağcılık ve namertliktir. Yalnız bu kusur bir zorunluluktan dolayı ortaya çıkarsa bunda bir beis yoktur. Bidat olmayan, dinsel bir tarah bulunmayan ayıp ve kusurlar da boyledır. Zaten insan masum değildir. Ondan kusur ve günah çıkar. Çünkü o isyankâr, çok cahil ve (ok zalimdir.
imam Şafii yüzüne gülme ihtiyacı duyduğun kışı dost değildir demiştir. Şeyhülislam dedi kı: Bir hata yaptığın zaman özür dileme, iyiliğim gördüğün zaman teşekkür etme ihtiyacını duyduğun kışı dostun değildir.tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder