tesettür ile evliyalar bilgisi

tesettür ile evliyalar bilgisi

 en güzel yazıları yazan tesettür dediki £hu Hafi Haddad’tn hocasıdır. Ebu Hafc B, mrd e fptkp mm laie*e daıiftıı, Bafâang^ta drnuraydı. Demircilikten vazgeçme^, ntnfwdar' Bir fM hw demir parç*mı areşe koymuştu. Bu sırada bir kışı
«Ükkifim dmmdm: "O gmt mevcut dba burun mülk Rahman indir Kahrierc »r hifün ^ak ^etm bir gun okır* UCAN 25;2e ayetini okuyarak gev~tı. Bunu duyu) Abdullah kendmnden prçtı m elmde tuttuktu demir parçasım dumurdu. Onun yen-ne ateflckı bagm demin a^> goturdu. Çıra^ bu durumu görünce düşüp bayıldı. AbduBah ona, *Sana ne oldu' diye tordu. Sonra kızgın demuı eline aldığını görünce “Sırrın ortaya çıktı, bu işten kurtuldum* dıyıp dukkinmı bıraktı ve çekip gitti.
Hamdi’n KassAr (k.s.)
Bınncı tabakadandır Künyesi Ebu Salih olup Melamct ehlinin şeyhi ve imamıdır. Nışabur’da Melamet tarikatım o yaymıştır. Onun ve muntlennin durumu İrak tı anlatılınca .SehJ Tusteri ve Cuneyd bu sözleri duydu ve şöyle dediler: "Eğer Ah-med-i Mursei’den (s.a.v.) sonra peygamber gelseydi bu taifeden gelirdi.*
Hjmdun ilimdi Fakıh Suiyan Sevri mezhebine bağlı ve ona tâbi bulunuyordu. AbduUdh Munazıl gibi onun tarikatında sebat etmemiştir. Eşlem bin Hüseyin Birû-al. Ebu Turab Nahşebî ve Alı Nasrabadî’yle sohbet etmiştir. Ebu Hafs'ın arkadaşıydı, 271/884 yılında Nışabur’da vefat etmiştir. Kabn Hlre’dedir O demiştir ki:
fll4j - Nefsim Firavun un nefsinden faziletlidir demem, fakat gönlüm Firavun un gönlünden faziletlidir derim.
Vme o demiştir ki:
- Kim seleEn hayat tarzına baicarsa kendi kusurunu ve erlenn derecesinden ne kadar gen kaldığım anlar.
Vme o, *Her kimde hayırdan bir haslet görürsen ondan ayrılma kı, onun bereketinden sana da enşsın* demiştir.
Bir uundnIâr Hâmdun bir eve misafir olmuştu. Ev sahibi bir yere gitmişti. Ham-dun a hır parça kiğıt gerekti. Ev halkı bir kâğıt parçası getirdi. Hamdun almadı ve “.Sahibi fokken benim o kâğıdı almam ve bir işte kullanmam doğru değildir. Çünkü
ft lâhıbının ölmesi halinde mırâHilanııın ▼ertceklen lı^ıdı kullanmada hır sakın ^vnk ama] sahibinin olu mu. mı oUhı^^u bdımyonım* dedi, yvhulıslam dedi kı
Hamdun'un butun hayatı ve ifien boylcydı. Oysa fimdi bir tade türedi h, her pfp mubah goruyor, şeriata aklımuyor, zındıklığı, edepetzlıgı. hurmeıaıtİigı âdet ıdtoffof ve buna melamet diyorlar
Ihr insanın şeriata karşı hurmetsızce davranması ve bundan dolayı halbn onu ıvşlunası melamet dej^ldır. Melamet. Hak Sıdıhinehû ve Teâlâ nın hizmetin irtkm halka aldırış etmemektir.
EBU HÜSEYİN BâhCsî (k.s.)
Kk Seleme bin Hüseyin Bârûsi, künyesi Ebu Imrân’dır Şeyh Ebu Abdurrahman Şulemi Ttfnk-i Sûfiyye'sinde onu zikretmiş ve demiştir ki: O Nişabur’un ilk şeyhle-nndendır Hamdun Kassâr’ın hocalanndandı. Duaları kabul olunurdu.
Senüni'nın Erudb'ında Bârûs'un Nişabur a yakın bir koy oldufbı kayıtlıdır. Ebu Husevuı demiştir ki:
• Sünnete uymadıkça ve bıd'attan uzaklaşmadıkça hiç kimsede iman nurundan bir eser zuhur etmez ve nerede nursuz bir işin ortaya çıktığını görürsen bil ki orada bagızlibıdat vardır.
Ebu Abdullah Kirim bir gün ona şöyle dedi:
- Benim müntlenm hakkında ne dersin? Ebu Hüseyin Birûsî:
> Onlann içlerinde olan arzu dışlannda olsaydı, dışlannda olan züht içlerinde bulunsaydı er olurlardı. Gördüm ki çok namaz kılıyor, çok oruç tutuyorlar Fakat inerlerinde imandan eser yok diye cevap verdi. Yine o, “Zahirin karanlığı, bâtının karanlık olmasmdandır” demiştir.
MANSUR BİN Ammâr (k.s.)
Buna tabakadandır. Kunye&i Ebü s-Seri’ydi. Kendisi Merv halkındandır. Bazılan Bherd, bazılan da [Buşenc Pûşenk] ahalısmden olduğunu söylemişlerdir. Basra’da oittnırdtt. Hakim şeyhlerdendir. Muameleler konusunda güzel sözleri vardı. Vefa-tııdan sonra onu vakıada gördüler ve ne haldesin diye sordular. Şöyle cevap verdi
- Slid «dibinde dört şeye muhtaçtır: Onu yönlendirip yönetecek olan bilgi, ■Mİ edrce|eı nbr. oma lapturapt ahına alacak takva ve kendisini taşıyacak olan
nsamn butun omniiK'e bu dört şeyden avnlmaması icap eder. ■I İM m ımaacyi] b« seîerdesın ve Iht menzile muteveccıhsm. Kun b bu tmâm mnktw omna boşa gevimşür. CWe yolcuya nehını terbiye ve idare kbr dm: ıbncKi yıintrken dost ve arkadaş olacab onu valmzlık ve korkudan ■ad alar; üçubcum oma uygunsuz bir işe başlatmayacak züht ve vera; dor-■ dekvİMMk^ onu haçbır yerde bırakmadan menzile götürecek ve hangi idi bdHMfsa bukaıtsun onun sıkıntısız yaşamasım sa^yacak bir yakın gere
hm Mmsıır bir toplulukta konuşuyordu. Soz döne doUşa hMlf m mcİMH ehkM gedİL Orada bukınaniardan bin:
> Mdamct ioraı bmB ne haddunııc. Bu nerede, melamet nerede dedi. Mu-■Md hiB limMB da şomı ekleıh: *Sahhlenn zikn esnasında gökten rahmet 1* GcpçdBlaı de gökte bulutlan eser
Bir >ahıs ona nc istersin di)re sordu. Hatem, ^Sabahtan akfama kadar afifet iste rm’ d^ Adam, “Her gunku halın afiyet urre de^l mı* diye sordu O, Berum Itoıdumun afiyeti gun boyunca Hak Telli’ya aaİa ası olmamaktır’ diye ceeap verdi.
Bırm ondan kendisine nasihatte bulunmasını istedi. O da:
AQah Telli‘ya günah işleyeceğin zaman Onun görmeyeceği yerde işle dedi
Buruk hır kişi ona hediye getirmişti. Kabul etti.
Niyin kabul ettin dediler.
- Onun hediyesini kabul etmekte onun için izzet, kendim için zillet gördüm. Kabul etmemekte onun zilletini kendi izzetimi gördüm. Benim zilletimi onun zilletine, onun izzetini kendi izzetime tercih ettim ve bu nedenle o hediyeyi kabul ettim dire cevap verdi.
“Nerede yemek istersin" diye sordular. Hatem: “Göklerin ve yerin hazîneleri .\Bah indir Fakat münafıklar anlamazlar” [MUNAFIKÛN 65 7' ayetini okudu
Ahmed BİN Ebü’l-Havarî (k.s.)
brıncı tabakadandır. Künyesi Ebu Hüseyin olup Şamlıdır. Ebu Süleyman Dirini, Ebu Abdullah Nibâci ve başkalarıyla sohbet etmiştir. Muhammed bin Ebu'l-Havarî ıdında bir kardeşi vardı kı. züht ve vera da kendisine denkdı. Oğlu, Abdullah bin .Muned bin Ebul-Havari de zahitlerdendir. Babası Ebu’l-Havarî, ki adı Mey-flMİn dur, vera ehlmden ve ariflerdindi. Velhasıl butun ailesi züht ve vera sahibidir. 130 S45’te vefat etmiştir.
[ 11«] Cuneyd her zaman derdi ki:
-Ahmed bin Ebü’l-Havari Şam’ın gülüdür. Onun sözlerinden bin de şudur: T>unya kopeklenn toplandıkları bir çöplüktür. Dünyadan uzak durmayan kişi de kopeklerden daha aşağı ve bayağı bir mahluktur. Çünkü köpekler ihtiyaçlarım te-mm ettikten sonra çöplükten uzaklaşırlar. Oysa dünyaya bağlanan kişi hiçbir şekil-dr ondan ayrılamaz.” Derler ki, Ahmed, Ebu Süleyman Dirini’ye a.sla ona muhale-firt etmeyeceğme dair bir söz vermişti. Bir gün Ebu Süleyman mecliste konuşurken Akmed içeri girdi.
Sh:HL Tûstkkî (k s.)
tkıncı ubakaciandır. Künye» Ebu Muhanuned olup taurvuf ehlinin buyukienndefi «V llımlenndendır Kendisine uyuUbılecek udıh bir ıraamdı Hallen kuveetb ol* Riakla beraber »özlen zayıf kalıyordu. Zuraıûn Mısrf'run talebeudır. Dayın Mu Kammed Sevvirla sohbet etmiştir Cdnryd'm çağdaşıdır rt ondan önce, 283/896 yılında vefat etmiştir. Vefatmda yaşı seksene ulaşmıştı. O foylc demiştir:
Üç yaşımdaydım. Gecelen uyumaz, dayım Muhammed Sevvâr m namaz kıl masını seyrederdim Bir gece bana:
(•onlumu meşgul ediyorsun, git uyu dedi. Yine bir gun bana:
Sen hiç Yaradanı zikrediyor musun diye sordu Nasıl zikredeyim dedim.
-Her gece yatağa gınp yattığında, dilini kıpırdatmadan gönlünden uç kere: Al Uh benımledır, Allah bana nazar etmektedir, Allah şahıdımdir” de dedi. Uzun za man buna devam ettim. Drumu kendisine de söyledim. Sonra;
-Her gece on kere aynı cümleyi tekrarla dedi. Çok zaman onu da yaptım ve sonunda onun lezzetini gönlümde duydum. Bir yıl sonra bana:
-Sakın ana öğrettiğimi unutma, ölünceye kadar ona devam et. Onun dünyada ye ahırette sana çok faydası olacak dedi. Nice zaman sonra yme bana şunları söyledi:
-Allah kendisiyle beraber olduğu kimsenin nazın ve şahidi olur da böyle kimse hiç Allah’a isyan eder mi? Sakın sen de Allah’a isyan etme.
Ondan, bedbahtlığın işareti nedir diye sordular. Şöyle dedi;
[120] - Sana ılım verilir, ama amele muvaffak kılmmaz, amele muvaffak kılınır, una ıhlas venimez. Bu durumda işi cenge ve mücadeleye dökersin, yani Hak Te-iU mn verdiğine razı olmaz ve masivayı istersin. Ya da Allah dostlannın didan [gü-ıd yuz] ve sohbeti nasip olmaz ve onlarca makbul sayılmazsın. [İşte bedbahtlık.] Gassal Utbe’den sordular:
-Talihli ve talihsiz olmamn nişanı nedir?
-Bahtiyarlık mşam huzurla hizmette olmandır, bedbahtlık rüşanı gafletle hizmette olmandır diye cevap verdi;
Yine Gassal Utbe'den demiştir ki:
^ Mümmhm nwu c4dum. S«sın sahibi |pdvr«k bana yaklaştı. Sonunda ıkı buyuk jftL- vanavar c4dukUnnı |(ordum Benim omutuma sıktılar. Ne geldiklerinde, ne ^«eaHMmdan mıp gittiklerinden asla onlarla ilgilenmedim
^erimhslam dedi ki:
BıveMd andenn efendisidir derler Sevyıdu l inAn Hak Subhânehû re TeiU yertmtifc- İnsanlar arasında ise Ahmed Arabi (s,a.v.) efendumzdır. SûAler taifesi gnanda ne anAenn efendi» Ebu Said HarrAz'dır.
M«tn$ demiştir ki 'HarrAz tasavvuA bir hakikatten soz söylese, halk onda ve-Mdekakr eanı mahr re helak olur *
ŞcTİHibsUm dedi ki: “Şevhler ara»nda tevhit konusunda ondan daha buyuk ve Ifc» bowe voktur. Onun vanında başkalarmtn bir dej^n bulunmaz. İster VAutl, ta-ur Ba^Sİath Fâns İsa. ister başkalan olsun fark etmez."
V»e Şeyhülislam ‘HarrAz dunvaya yem de arttı bile" demişti.
Yîa» o demiştir kı: ‘HarrAz peygamber olacak kadar şam yüce birisiydi. Bu yo-kKaMModur *
Tine o, ‘Peşinden başkalarının gidebilmesi için HarrAz'ın biraz yavaş yürümesi faıefardL VAsrtI nm bile onunla yürüyebilmesi için biraz zahmet çekmesi icap eder-4 Cinrpd’İB onun ilmine ulaşabilmesi içm ise buaz hızlıca yürümesi gerekirdi"
Tiue oma anlattığına göre Harriz şöyle demiştir: "Bu ışın başı, benimseyerek Arserr yönelmek, sonu da Haklu bulmaktır."
.11"' Yine Şerhuhsiaın şöyle demiştir: "Tevhit ve bulmak, bir kimsenin bir yer dı|er yeyicnn hepsinden kopmasıdır.*
krbfL “Gayb ehh benimle konuştu ve dediler b. marifet ve bulmak ne anlatıla dr yırdahlır* dedi.
Vl^ÜdıiMi dedi b: Nice zaman onu istedim, kendimi buldum Şimdi kendimi huhıyorufn. Onu buhmca kendinden kurtulursun. Kendinden kuttu* ^ica di OM buhımm Hangütmn önce olduğunu ancak o bilir, önce ortaya çıkar* obriM. Sen yok oktrsan o vtr olur [ortaya gkar]. Hangisinin önce oldu-
HâXf*ı‘« nifpet edüen fuıkrdm bm df fudyr
Rshat u vtcde du^ lyş«tarak mm ahm Vmdmı yavt ktlaraİbştb Hakla Mır HasnU hm, tardk m yecJU tm cûş edasm.
vfcdtm, mevcudunu JrrAmu^ adesm.
Şerh Ebu Ahdurrahman Sulmd (r^) şcyhlerm mııntlığr başlamaları rt başlan ^ haknnı sArettı^ kitabında şöyle der: Ebu Abdullah Ceiiâ şunlan anlatmıştır: Ebe Said Harriz dedi ki: Çocukluğumda yaluşüdı btr oğlandım Tesadüf ettıftun bir tim beni levdıginı söylüyor ve üstüme fiizla duşuyordu Ben de ondan kavıyor im Bir gun canım sıbldı. Çöle do^ gittim. Biraz gidince arkama baktım ki, o aiam da peşimden gebyor. Bana yaklaşınca, “Boylece benden kurtulacağım mı zan Bedırorsun” dedi. Ben içimden, ya Rabbı, bu adamm şerrinden beni koru diye dua ettim. Yakınımda bu kuyu vardı. Kendimi oraya attım. Hak Teili beni o kuyunun ıçıade muhafaza etti. O adam da kuyunun kenannda oturmuş agbyordu Bu deta '.Mlakım, bem bu kuyudan çıkanp o adamm şerrinden muhafaza etmeye de kadu-«' diye niyazda bulundum. O anda bir ruzgâhın beni kuyudan dışan çıkardığım flordum O adam benim yanıma geldi, elimi ayağımı optu ve benden özür diledi. Arna bana, "Elem kabul eyle, senin hizmetinde olayım" dedi. Bana öyle bağlı bir OHint oldu b, ondan gördüğüm sıdk ve ihlastab olgunluğu sebebiyle kendisine haıet eder oldum. O ölünceye kadar her zaman benim musahibim olmuştu.
Ahnef Hemedanî (k.s.)
Hemedan'ın büvuk şeyhlerindendir. Şöyle demiştir:
J29] - Benim başlangıç halim şeyleydi: Bir zamanlar çölde yalmz kalrmştım. Snraı dım kaldınp şöyle dua ettim: "İlahi, Acizim, ziyafetine geldim." Bu sozu söylemce gönlümde manevi bir ses: "Sem bm davet eti* dedi. "Ya Rabbı, bu öyle bir ■emlekettir ki, diğer kullannm yüzü suyu hürmetme ben de oraya sığarım* dedim. Aatam arkamdan bin bağırdı. Donup baktım, devesine bınnüş bir bedevi. Bana şerle dedi: "Ey yabana! Nereye gidiyorsun?* Ben, “Mekke’ye" dedim. "Seni bm diret etti" diye sordu. “Bilmiyorum* dedim. “Bılımyor musun b bu yola çıkmak ptç re kuvvete bağhdır* dedi, “öyledir, labn ben tufeyli olup geldun" [Yanı davet eddenlere uyarak geldim] dedim. "Seıun bu tufeyliliğin ne güzeldir. Yuru memleket
197
NfBFAHArtn IIN%
sAnâSoma "Bu devrnm hakkından {(«lebılır mısıı * diye tordu
gehnm* dedim, tnıp devevı bana verdi ve "Allah TeâU’nın evine kadar yunu“ dedi.
Knn ^i'AYH Mükannâ (k.s.)
Adı SAİıh'tır Fbu Said Harriz’ın zamanında, Mısır'da oturuyordu. Yetmiş kere yaya olarak hacca gitmiştir Her bir haccında Beytu 'I-Mukaddes sahrasında ihrama girer ve tevekkül edip Tebuk golünden giderdi. Son haccında çölde bir kopek gordu. Su-fUBİuktaa dili dışan çıkmıştı.
- Yetmiş kere yaya oUrak yapılan hac sevabmı bir içim suyla kim satın almak isler diye b^rdı Bınsı ona bir K^nı su verdi. O da suyu ahp köpeğe içirdi ve şoyie dedi
- Bu İŞ bana o hacianmdan daha iyidir. Çunku Resulullah (s.a.v.) şöyle buyur Suauı kimseye su vermekte buyuk mükafat vardır.”
Ebi Akkâl Nîağrİbî (K.s.)
Meşhur şeyhierdendtr Ebu Harun Endulud yle sohbet etmiştir Mekke'de vehrt et-■Mş olup kabn de oradadu.
£İni Oıoıafl Ma^bf demiştir b Ebu AkkaJ’uı aahihtndan bazıUn ocıun Mek he dr dbrr yd yemek yemediğini, ra içmediğini ve bu haJcbrken okiu|btnu söyledi' 1er Bazdan bu durumun dört yıldan çok vurdu^nu söyler
O iienufhr fa* "Benim yarumda yetmiş brbaJı derviş vardı Mekke'de on yd kıt kk aidu Hepeı guçsuz kalıp öldüler Yanımda sadece aHı kışı kalmıştı. On yedi gu» kaide hsçbtr şey buİAifudık Hayattan umıt kettik. Akluna. Rukn ı Bevtul lak a fpikp orada ölmek felch. Yerimden kalkmak ııtedım. başaramadım Sonunda MriMie mmum oraya vardtm Aşağıdaki şu birkaç beyti aklımdan geçirip söyledim Hemm • anda tekrar caaiamp tıhhat bulduğumu hıtsrtlım ^ur
Oemittmdehptk feykrm he/fum $tukte ranu tnUm, rıpiı rrUrm a^mett pkt ikma içm etemırdekj hukuka uku a kağh kaldtm Zsmmn mtrmu yttmymur dorumun tee Muğum deke de şek tesdd rtHm kkr gem (nemne kerhamgt ke /kmı/ık grhru. tmu de uemie ederek teme ttfmmmk e
rVUYA MCNKIMiailJ
jtitd^kâttmı Mmrn hana y*ter. Çunku sana guvenmtfhm, şefaatiiim de senstn
Otr\ ık>mlum vr ârkamı zemzem kuyusuna verdim. Siyah bir köle berabc ^ kuarmı« hır kuzu, bol ekmek ve buyuk bir çanak yemekle ansızın çıkageldi.
-Fh«ı .Mıkal sen mısın diye sordu.
-Benim dedim. O nimetleri onume koydu. Arkadaşlara işaret ettim Sürüne aü* geldiler. Bunlardan bin de bendim.
Hammâd Kureşî (K.S.)
gagdat » buyuk şeyhlennden olup künyesi Ebu Amr’dır. Cuneyd ona yetışnuştır.
Caior Hukit demiştir b: Günlerce Hammad Kureşl’yi gormenuftik. Omı gor-■fk tçm evine gittik. Evinde değildi. Gcimceye kadar orada bekledik. Gebnce oda-mn grddL Evinde hiç yiyecek yokmuş. Hammının başından ortusunu alarak sat-Hşvr onanla yiyecek bir şeyler almış. Ortaya getirdi, yedik. O sırada bir şahıs içen şek ve otu akın duw getirdi. Hammid altınlan görünce yüzünü ekşitti ye huzuru b(iL Soranda yemkı ederek o parayı kabul etmedi. Bu durumu gören kansı.
> Bağan başnndan örtümü akarak sattı ve onun paraaıyla yiyecek bu ŞB yaptı|;uu görün diye ba^nyordu.
Cafer Haldi devamla şunları anlatnuştır; Cuaeyd m yanına giderek bu kuaayı aHialattHL Câraryd Hammkd’ı çaf^dı ve:
- Sana ar gabi bir bdgı ulaştı da o parayı kabul etmeduı' Bana da anUtırtT dedi Heaaâd şöyle dedi
' Pazara gittım O beşoftiMumı tellala verdim Pazarda dolaştınp sattı. Bu tara-h *Bmuı buam için yj^Htn. Bunun cevabı tana erişecek* diye bu ees duydum. O flBZ âbmm onun cevabı olduğunu anladım, ofiun için kabul etmedim l uneyd de' Tfeğn yapmaşMi* dedi
^ diyor kı;
. Bir sure başımı onume eğerek bekledim Sonunda ba^mı kaldırıp etence '\luduman ol, çunku Müslüman olmanm vakti gekh” dedim. O anda Hınatıyan zunnannı kesip Müslüman oldu.
İmam Ya^ı dedi kı: Halk Cuneyd’m bu hadisede bir kerameti oldı^Binu aanne ğfor Oysa Cuneyd iki ayn keramet göstermiştir Bin gencin klfır olduf^unu anla iBjtfi,ılığen de Müslüman olma vaktinin geldi^nı bilmesidir.
Cuneyd’e, "Bu ilmi nereden elde ettımz" diye sordular. "Eğer bunun bir yen ol taydı sız de ulaşırdınız” diye cevap verdi.
Yine Cuneyd, Tasavvuf, tımarsız, yanı bir sure de olsa edebe nayet etmeden Al lıh'ın huzurunda oturmaktır demiştir.
Şeyhülislam dedi ki: T imarsız sözünden maksat Hak’kı aramadan bulmak, bak madan görmektir. Çunku bakanın varlığı, görmenin illetidir. [Bir kimse kendi varb jjmdan geçmeden Haklu görme mertebesine eremez.]
Yine o demiştir ki: İlim vecdde yok olacağma, vecd ilimde yok olsun daha hayır İldir.
Yine o, en şerefli ve yüce meclis tevhit makamında tefekkürle oturmaktır demiştir
Yine o şöyle demiştir: Dikkatini Allah’ta yoğunlaştır. Allah’ı temaşa ettiğin goz ie Ondan başkasına bakmaktan sakın ki, Hak’kın nazanndan düşmeyesin.
Yine Cuneyd dostlarla muvafakat onlara şefkatten daha iyidir demiştir, yvhulıslam da, itaatta bulunmak hürmet etmekten daha iyidir demiştir.
Cuneyd, halk benim Seri Sakari nin talebesi olduğumu zannediyor. Oysa ben Muhaınmed bin Alı Kassâb’ın talebesıyım dedi.
Ona tasavvuf nedir diye sordular.
- Bilmem diye cevap verdi. Sonra şunlan söyledi. Tasavvuf şerefli bir huydur Şerefli olan Allah onu şerefli bir kavmin arasında, şerefli bir kişiden şerefli bir zamanda ortaya çıkardı.
Şeyhülislam dedi ki; Bu gayet zarif ve hoş bir stızdur. Cüneyd önce bilmem dedi, sonra ekledi: O şerefli ahlaktır, şerefli bir kişi onu ortaya çıkarır. Şerefli bir kışı-ien, şerefli bir zamanda, şerefli bir topluluk içinde hakikatte bu ahlakın nasıl bir ahlak olduğunu Allah Te41â bilir.
C uneyd’c, beU nedir diye sorduUr. *BeUyı verenden g«fıl olmâktır.* Şibll ye ,0fdular: Afiyet nedir? "Bir an kalbın Allahla karar rjden^eaKİır” diye cevap verdi-Bırnhıs Cuneyd'e
^M5] - Horasan pırlen halk, dünya ve nefia perdesi olmak üzere im, turlu perde tMİundu^ fikrinde müttefiktirler dedi. Bu söze Cuneyd şöyle cevap verdi:
C>nlann soyledıkJen avam içindir. Havas için tek bir perde vardır. O da kışının ^hnı görmesi, ondan sevap umıt etmesi ve nimetle aldanmasıdır
Şeyhülislam dedi ki: Amelini gören bşı ile Allah TeiU arasında amel perdesi fildir Ayrıca amelin karşılığını bekleyen ve nimet vereni unutup nimetle ilgilenen bşı de Allah'tan perdelenmıştir.
Vlsıtî demiştir ki: Tâatın karşılığını bekleyip sevabını istemek, Allah TcAU’nın tulını ve nimetini unutmaktır.
Yine V^Asıtî tAatlannızm hazzıyla aldanmaktan sakınınız, o helak edici bir zehir dr demiştir.
Bağdadı Fâns tsa da şöyle dedi: TAatın zevki ile şirk birdir.
Şeyhülislam dedi ki: Yaptığın tAati kendin beğenmezsen o sana hoş gelmez ve oodan hiç haz duymazsın. Tâatıni beğenmen ise şirktir. Emredıldıği gibi ılım ve fuonete göre ibadetini yap. Amelini beğenme. Onu Hak TeAlA’ya havale et. Kendini beğenme hahnı şeytamn yüzüne çarp. Beyit [tercüme]:
Bir amel hm meserret-i dildir Bir günahtır h özr-ı müşküldür.
Cuneyd’e *Hiç amel yapmadan Hak bağış ve ihsanda bulunur mu" diye sordu-lır.
- Her amel öyledir, yani her amel Hak’tan bir bağış ve ihsandır ve Onun tevfi-byle olur diye cevap verdi.
Ebu Cafer Kehbİnî (k.s.)
Cöneyd'in çağdaşıdır. Cüneyd’in hocasıdır diyenler de vardır. Bağdat'ın ulu şeyhle nüdendir. Cafer Huldi şunlan anlatır. “Ebu Cafer Kerbınî’nin vefat ettiği gun Cu Mydomın yanında
- SeaM hm kaim dAv da^ B« toz inmnc Cuneyd başını onunc epk Cj^Iü km mamam amam paSm: Cenabı Hak kullarına çok yakındır Bir ya^ afkp kamdmmm ı«aı«t etmaktea munczzefıtır. OyleyM ondan bir şey Miarkca ıa
kışHİn yvzımu go^e çevirmesi Hak’tan
Kehmes bin Haşan Hemedanî (k.s.)
fn*; 1^^ Ebu MtıhaiBined’du. Pek çok şey^^ sohbet etmiştir. Şoyie demiştir Bm fun Hemedan da kendi evunde otunıyordum. Bınsı kapıyı çaldı. Kendi kendi fite b« Caneyd dır dedifn. Kapıyı açınca gerçekten Cuneyd olduğunu gördüm. Se-laiB vereb w *Karten senin ziyaretine gelmiştim. Gönlünden geçen dufunerma doğru olduğu anJı^ıkiı* dedi ve donup gitti. Ertesi gun Hemedan da onu ıradın, bkar bulamadım. O svada B^^dat’tan bir cemaat geldi. Onlara Cuneyd’ı sordum Fifan vakit kayboldu Hiç kimse nerede olduğunu bilmiyor dediler. O vaktin bana geİ^ gıtup gece olduğunu anladım.
Amr BİN Osman Mekkî (k.s.)
İkuıd tabakadan oh^ künyesi Ebu Abdullah’tır. Hüseyin Mansur Hallaç’m hocan dır Cüarfd'e nn^>etı vardır. Harrizla sohbet etmiş olup aynı zamanda omın çıkışıdır Ebu Abdullah Nebâd’yı görmüştür. “Hiç kimseyle Ebu Abdullah NebA-d'mm sobbetuıden ve ru’yetınden daha faydalı bir sohbet yapmadım* derdi. UlâiD wr bakaydu bibrdL Aslen Vemeniıdır. Çok manalı soz söylerdi. Amr bm Osman Mckkl'ye baa socier nnat ederek ondan yuz çevirdiler ve onu Mekke’den sürdüler. O da Cidde'ye grttr Orada kadılık yapd. İbn Cevzl'nın St/ahı's'Sı^ adlı kıtabmda 29B '909’da agûıt ettiği kaydedilmiştir. 291/904 ve 29’^/910 tarihlermde olduğunu aoyiryenler vana da tfia daha doğrudur
Ebu Hab da. Mürüvvet* dostianna dünyada mal ve makamım feda etmen* ahı-rette de mağ&ret ddemendır demiştir
Yine Amr İmo Outun şayk demiştir: Veobn keyfiyetinden toz edilmez. Zua o,
EVUYA MH4KUİJ.MJ
yanında Allah’ın simdir. Yanı Hak’kın dostlan vecdin keyfiyetinden »ermealer. Çunku o, mumınlenn yanında rabbani bir sırdır Bizzat kulun ta edebüdıg;! şey ise Hak 1un sun olmaz Bundan dolayıdır b, kul butun rabbani habersizdir.
peder b, Amr İsfahan’a geldi. Bir delikanlı onun sohbetine dgı duydu. Fakat gence manı oldu. Genç hastalandı. Bir sure geçtikten sonra bir gun Amr bin pıijıan dervişlerle onu ziyarete gitti. Delikanlı ondan muganmnın bir şey okuması* p nci etti. Amr işaret edip şu beyti okuttu. Tercüme;
[137] Garmeye hasta senç mçw gelmez o tabip Can veririm bir itini görmeye, bu ben ganp.
Hasta bu beyti duyunca birden kalbp oturdu. Hastalı^ bir miktar hafifledi ve ^şvdaha okusun dedi. Tercüme:
/'roz-ı yâr cana marazdan beterdir.
Ban yüzün çevirmese benden seg-t habib.
Bu beyti de okutunca hasta tamamen iyileşti ve yennden kalktı. Babasının içindeki endişeler yok oldu. Tevbe edip oğlunu Amr’a teslim etti. O da tasavvuf yolu san ilen gelenlerinden biri oldu.
Bir gun AİJ bin Sehl, Amr bin Osman'a şöyle dedr.
-Kısaca zikrin yasası nedir? Amr da şöyle cevap verdi:
-V'asıflannı bilerek Hak’b tecrit üzere bulmaktır.
Şeyhülislam demiştir b: İnsan Mevlâ’nın tefridine malik olmaz. Mevlâ’nm tefri-dne malık olan kişi insan değildir. Fakat bir şahıs b yer, içer, yatar, uyur, o insandır.
Şah Şücâ Kİrmanî (k.s.)
İkna tabakadandır. Bir melibn oğluydu. Ebu Hafs’m arkadaşlanndandır. Ebu Tü-nb Nahşebi, Ebu Abdullah Zerra Basri ve Ebu Ubcyd Busri'ylc sohbet etmiştir. Ebu Osman Hirl’nın hocasıdır.
Şah Şücâ kaftan giyerek şevket ve azametle gezerdi. Oysa Bâb-ı Fergani, Nuri, Şmııî ve Hîrî Taylaşan ile Dekkik da Kurtler gibi kilime bürünerek gezerdi.
Şah Şucâ’nın vefatı Ebu Hafs’tan, yanı 276/990’dan sonra ve 300/913’ten önce-tesettür sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder