tesettür ve felsefe toplumu konusu

tesettür ve felsefe toplumu konusu

tesettür diyorki  Charroux Konsüi gibi ük konsiUer, en beylik biçink şiddete karşı dinsel ceza yaptırımı yasaları getirmekle ye© mişlerdi. Fakat 990’a doğru, Puy Piskoposu Guy, kendi [f koposluk bölgesindeki şövalyeleri ve köylüleri bir ^ toplayarak, “onlardan, ant içerek, banşı korumaları, kıfed® ve yoksulları ezmemeleri ve maUarma zarar vermemelefl,* lardan almış oldukları malları geri vermeleri konusundı)İ kümlülük altına girmelerini istedi... Reddettiler.”Bununİ
fine, piskopos, geceden yararlanarak, daha önceden gizlice toplamış olduğu birlikleri getirtti. “Sabahleyin, bir gün önce önerilerim kabul etmeyenleri, barış için yemin etmeye ve rehin vermeye zorlamaya başladı ve Tanrı’mn yardımıyla bunu başardı.”^“ Yerel geleneğe göre bu, tam anlamıyla gönüllü olduğu söylenemese de, ilk “Barış Sözleşmesi”nin başlangıcıdır. Bunu ötekiler izledi ve kısa bir süre içinde, şiddeti sınırlandırmak üzere toplanmış olup da, böyle uzlaştırma ve iyi yönetme üzerine birlikte edilen büyük bir yeminle devam etmeyen hiçbir toplantı kalmamıştı.tesettür Aym zamanda, dinsel ka-rarlann etkisiyle edilen yemin giderek daha da beürginleşti. Bazen, bu yeminle birlikte rehin de bırakılıyordu. Barışı sağlayan çalışmalar olarak, büyük ya da küçük kendi şefleri tarafından temsil edilen tüm halkı birleştirmeye çalışan bu yeminli toplantılar, her şeyden önce ve doğal olarak, barış hareketlerinin gerçekten özgün kaynağı oldular.
Bundan sonra geriye, yemin etmemiş ya da yemin etmiş olup da yemininin gereklerini yerine getirmemiş kişileri, bazen zorlamak bazen de cezalandtrmak kalıyordu. Çünkü açıkça görüldüğü gibi, ruhanî cezalardan ancak kısmen etkili olmaları beklenebilirdi. Bu toplantıların özellikle madurlara taz-mmat ve para cezası ödenmesi biçiminde oluşturmaya çalış-aldarı dünyevî cezalara gelince, bunlar da, ancak yaparım uygulama yeteneğine sahip bir otoritenin varhğı söz konusuysa etkili olabiliyorlardı.
Başlangıçta bu görev mevcut iktidarların yetkisindeymiş gibi görünmektedir. Barışın ihlali davaları, ettiği yernin gereğince ve 1000 yılındaki Poitiers Konsili’nde görüldüğü gibi, sorumluluğu rehineler dolayısıyla sürekli hatırlatılan “ülkenin senyörünün” yargı yetkisi içine bulunuyordu. Ancak bu, yetersizliği ortaya konmuş bir sisteme geri dönmek anlamına
gelmiyor muydu? Başlan^çtaki amaçları yalnızca erdem sözüyle insanları birbirine bağlamak olan yeınjjıjj , likler, hemen hemen kaçınılmaz bir gelişme sonucuıi(k^‘ organlarına dönüşme eğilimi içine ğrdüer. Bazen, en Languedoc’ta olduğu gibi, olağan yargılama yetkisi zene karşı suçları cezalandırmakla da görevli olan özel yj/ 1ar da atadılar. Ama her halükârda, çoğunun, gerçek milisi^' vetleri oluşturduklan kesindir; Sonuçta, söz konusu olan, i{i like altındaki topluluğa haydudan takip etme hakkı taınij^ eski bir ilkenin basit bir düzenlemesiydi. Bu durumda da, ^ langıçta, mevcut iktidarlara saygı kaygısı açıkça göriilnıelttK di; Poitiers Konsili’nin, eğer kendi senyörü sonuna kadar oy. raşıp başaramamışsa, suçluyu yola getirmekle görevlendir^ güçler, birlikte edilen yemine katılan öteki senyörlerdi. Fak kısa süre içinde, geleneksel smırlarm dışma çıkma cesareti gösteren yeni tür birlikler oluşmaya başladı. Şans eseri günûmâ. ze dek ulaşan bir metin, bize, Bourge Başpiskoposu Aimoo' un 1038’de bir konfederasyon kurduğu bilgisini aktamiala dır. Buna göre, başpiskoposa bağb bölgede yaşayan onbejyi şm üstündeki herkesten, kendi papazları aracılığıyla yem etmeleri talep edilmişti. Bu papazlar da, kiHselerinin bayrağsı açarak, kendi bölgelerinden topladıklan bu yeminli birliem başında yürümüşlerdi. Bu son derece kötü silahlandınkşvc söylendiğine göre, süvarileri eşek sırtmda savaşacak kadar İş-müş halk ordusu, Cher nehri kıyısında, Deols sörü tarate kılıçtan geçirilinceye kadar birçok şato yakıp yıkmıştı.
Asbnda bu tür birlikler, düzensizliğin uzamasında d(^ dan çıkarı bulunan çevrelerin dışmda, kaçınılmaz olarak manlıklara yol açıyordu. Bunun nedeni, yalmzcayağmaas^ yörleri köylülerle karşı karşıya getirmekle kalmayıp, rica ve belki de özellikle, düzenli güçlerin kendilerini k(<^ malarım beklemek yerine, kendi kendilerini savunan adai®^ hizmete alarak, içlerinde hiyerarşi karşıtı unsurlar
malarıydı. Karolenjler’in mutlu günlerinde, Charlemagne’in, haydutluğu önlemek amacı taşısalar bile, “loncaları” ya da “kardeşlik örgütlerini” yasakladığı günler o kadar da uzak de-^di. Bu yasaklamanın o dönemdeki tek nedeni, kuşkusuz bu birliklerin içinde Germen paganizminden miras kalmış bazı uygulamaların ayakta kalmış olması değildi. Kuruluşunu, hem kamu görevi düşüncesi, hem de krallık düzeninin yararına kullandığı kişisel bağımlılık ilişidleri üzerine oturtmak isteyen bir devlet, belgelerin bize aktardığına göre, asayişi sağlama görevini, genellikle köylülerden oluşmuş yetkisiz grupların ele geçirmesine izin veremezdi. Feodal çağın soyluları ve senyör-leri yetkileri konusunda daha da kıskançlardı. Nitekim tepkileri, Aquitaine’de yaşanan ve yaklaşık iki yüzyıldan beri sürmekte olan bir hareketin son çırpmışı niteliğindeki bir olayda, dikkat çekici bir açıklıkla gözler önüne serilmiştir.
1182’de, gaipten haber alan Puy’li bir dülger,tesettür bir barış kardeşliği birliği kurdu ve bu birlik, kısa süre içinde, tüm Languedoc bölgelerinde, Berry’de ve hatta Auxerrois’ya kadar yakıldı. Amblemi, beyaz bir başbk ve göğüse sarkan ön tarafında Bakire Meryem’in resminin “Dünyayı günahlarından armdıran Tanrı’nın Kuzusu, bize barış ver” yazısıyla çevrili olduğu bir çeşit başörtüsüydü. Meryem Ana’mn kendisinin bu zanaatkara görünerek, yazıyla birlikte amblemi verdiği söyleniyordu.tesettür Her türlü “kan davası” grup içinde açıkça yasaklanmıştı. Üyelerinden biri bir cinayet işlediğinde, öldürülen kişinin erkek kardeşi, eğer “Başhklılar”a {Capuchonnes) dahilse, katile barış öpücüğü verecek ve onu kendi evine götürerek, olayı unuttuğunun kamü olarak orada yemek yedirecekti. Aslında bu Barışseverler’in (kendilerini böyle adlandırmayı se-viyorlardı) Tolstoyvarî bir yanları yoktu. Yol kesen soylulara karşı çetin ve başardı bir savaş yürütüyorlardı. Fakat bu ani ve doğaçlama cezalandırmalar, senyörlük çevrelerinde kaygı uyandırmakta gecikmedi. 1183’te, Auxerre’de, düzenin
bu iyi hizmetkârlarına övgüler yağdıran bir keşiş tesettür^ çok anlamh bir tutum değişikliği içine girerek, kafa rikatlanm” yerin dibine batırırken görülmektedir. Bu ı' kronikörün dediğine göre, “Tanrı’nın isteğiyle ve bu daki güçlüler aracılığıyla bizi yöneten kurumlan rüklemekle suçlamyorlardı. İster dülger Durand, ister d’Arc söz konusu olsun, laik ve ardından da cahil olj • sanılan Tanrısal nurla aydınlanmış kişilere hiçbir şekilde rulanmamış vahiylerin gelmesinin, imamn bekçilerince zaman ve haklı gerekçelerle, Ortodoksluk için büyük bir te}, like olarak görülmüş olmasmı da tüm bunlara ekleyniz.So^ lularm, piskoposların ve yol kesen soyluların ortak silahhntij ortadan kaldırılan Puy “Yeminlileri” ve müttefikleri, bir yb, yıl önceki Berry müisleri kadar sefil bir akıbete uğranuşlari,
Tüm bu felâketler, daha genel bir düzeydeki başansi ğın özellikle çok şey ifade eden belirtisinden başka bit şeyle-ğüdi. Ne konsiUer ne de birlikler, onlar olmaksızın banşısni-lamamn hiçbir şeldlde mümkün olmadığı iyi bir güvenlik öı-gütü ve adü bir yargıyı yoktan varetmekte yetersiz kaldıklara-dan, kargaşayı kakçı bir biçimde ortadan kaldırmakta başaiıl olabildiler. Raoul le Glabre, “İnsanoğlu, sürekli olaıak ay® hataları tekrarlar. Söz verilck ama verilen söz tutulmadı” ât yazmaktadır. Fakat sönüp giden bu büyük düş, başka yeıltt de ve başka biçimlerde de olsa, derin izler bırakacaktı.
Fransa’da kenderin bağımsızkk hareketi, 1070’cle,îılaııı ta, kiksenin açtığı bayrak altında yağmacı senyörlerin şatok na karşı yürütülen cezalandırma seferleriyle başladı. Tüm 1ar, Mans’ın genç topluluğunun çıkarılan kanunnamelere‘te sal kurumlar” adım vermesi bile, “barış harekeden” tateç sine hiç de yabancı değilckr. Kuşkusuz, burjuvaların birleş® ye başlamalarının birbirinden farkk birçok nedeni varüıT-nunla birkkte, bazı grupların kendilerini betimlemek ıçi’l'* kanmaktan hoşlandıkları adla kent “dostluklari’nm, b*''
üyeleri arasında kan davalarını bastirma ya da uzlaşürma yoluyla halletmelerinin, dışarıda ise hayduüuğa karşı savaşmala-nnm, başlangıçta kendilerini meşrulaştirmak için kullandıkları temel nedenlerden biri olduğunu nasıl unutabiliriz? Özellikle de, barış sözleşmesinden kent sözleşmesine giden bağın, iki taraflı ve devrimci vurgusunu daha önce görmüş olduğumuz eşitler arasındaki yemin çizgisi üzerinden kurulduğunu nasü hatırlamayabiliriz? Fakat, konsiUerin ve din adamlarmın desteğiyle kumimuş bü^Kik konfederasyonlardan farklı olarak, komün, tek bir kent içinde, katı sımf dayamşması yoluyla birbirine bağh olan ve yan yana yaşama alışkanlığı bulunan insanları bir araya getirmekle yetiniyordu. Bu sıla bağldık, hareketin gücünün en büyük nedenlerinden biriydi.
tesettür sundu.