tesettür ve felsefe toplumu bilgisi
dÜ2enleme sonucunda, krallığın toprak alanına oluyordu? Evrensel olarak kabul edilmiş kurala gör^ rağa bağlı yükümlülüklerden bazılarını üstlense de, her ^ biattan muaf oluyordu; çünkü, tebaalarından birinin bağuji adamı olmayı kabul edemezdi. Buna karşın, krak, tebaamı ma nitelikleri dolayısıyla hepsi kendisinin korumasında ol^, bu kişilerden bazı ayrıcaükbları seçerek, onlara biat ritiielm, uygun özel bir koruma tesis etmesine hiçbir engel yoktu.Oysa kraUığa “teshm olmuş” bu birçok insanın için^ IX. yüzyıldan itibaren görmüş olduğumuz gibi, küçük “ufdy’ kalabahğının yanı sıra, kısa süre içinde bölgesel hükümdark haline gelecek soylular, yüksek görevliler de yer alıyorlardBı. dan dolayı da kral yalnızca tüm halkm baş yöneticisi olmalt kalmıyor, ayrıca, derece derece olağanüstü çok sayıda vasit, hatta bunlar dolayısıyla, sayhan çok daha fazla olan biıçol sıradan bağımh kişinin de senyörünün senyörü oluyordu, Noı-man işgalinden sonra İngiltere’de olduğu gibi, istisnai kai tâki feodal yapımn a/Ieu’l&d dışlachğı ülkelerde, ba^ynlıiı merdiveninin en alt basamağında yer alan zavallı yoksul fe. gözlerini yukarıya doğru kaldırdığnda, en tepede yer ak krah seçemiyordu bhe. Zaten zincir bu kadar üste ulaşmadaı kınlabihyordu. Fakat yine de, kralhklann feodalleşmesi kesit-hkle her yerde kendi esenhklerini sağlayan bir unsur ollı Kral, devletin başı olarak artık yönetmeyi başaramadığı Ş'tı lerde, hiç değilse, o dönemde İnsanî bağlar arasında en cani duygularla beslenmiş olan vasalhk hukuku silahını kendi)"^*' rina kullanabüiyordu. Roland, Şarkı’da, krah için rai biat yernini etmiş olduğu senyörü için mi savaşmaktadır? kuşuz bu sorunun yanıtım kenchsi de bilmemektedir, aym zamanda senyörü de olmasaydı yalnızca kralı İÇ^”' denh feragatle savaşmazdı. Daha geç bir tarihte,
tesettür dînden sapmış bir Konrun umıvmu^uu cıc geçirine /latoj'ia ilgili olarak papayla taraşırken, çok doğal bir biçim-de, “bu kontluk benden Gef olarak alınmıştır” diyecektir; “bu tondak benim krallığıma aittir” değil. Bu bakımdan, yöne-amlerini vasaüik üzerine kurmayı düşlemiş olan Karolenj-ler’in siyaseti, belki de uzun vadede, ilk başarısızlıklarının diijiindürttüğü gibi çok da anlamsız görünmeyecektir. Daha önce incelemiş olduğumuz ve daha sonra yeniden ele alaca-ğııni2 birçok neden, birinci feodal çağ boyunca, krallık iktidarının gerçekten etkili işlemesini önemsiz kılmaya katkıda bulunmuştur. Bununla birlikte, krallığın elinde, en azından daha uygun koşuUarm etkisinde açmaya hazır iki büyük gizil güç bulunuyordu: Eski itibarının eldeğmemiş mirası ve yeni toplumsal sisteme uyum göstermesi gerektiğinde başvuracağı yenilenme yeteneği.
III. KRALLIK İKTİDARININ İNTİKALİ: HANEDAN SORUNLARI
Karmaşık geleneklerle yüklü bu kralhk görevi nasıl intikal ediyordu? Kabtsallık yoluyla rm? Seçimle mi? Bugün biz bu ild kavramı birbiriyle bağdaşmazmış gibi kabul ediyoruz. Ancak, çok sayıda metnin bize aktarmakta uzlaştığı ortak bilgiye göte, feodal çağda bu iki kavram hiç de aym derecede uzlaşmaz gibi görünmemektedir. 1003’te, Almanya Kralı II. Hen-h, “Halklarm ve hükümdarların oybirliğiyle seçilmeyi ve bölünmez krallığın ırsî kalıtsallığım elde ettik” demektedir. Ve Fransa’da, mükemmel bir din hukukçusu olan Chartres’lı Ive’in sözleri: “Krallığı kalıtsal hak dolayısıyla elde eden ve piskoposlar ile büyük soyluların oybirliğiyle onaylayarak kral olarak seçtikleri bu adam kutsal kral unvamm hak etmiştir.”^^^ Ger-
çok, doğru şefin kim olacağını bulduracak içe doğan ye itaat biçimi olarak algılanan arı bir seçimdi. Din ad
hemen hemen pagan nitelikteki soyun kutsal erdemi d" cesine karşı çıkmakla kalmıyorlar, aynca, Kilise’nin kendi"-* de uyguladığı ve kendi yasasına tek uygun düşen atama bjç mini de her türlü iktidarın meşru kaynağı olarak görme mi taşıyorlardı. Manastır başrahibinin keşişler, piskoposum din adamları ve kent halkı tarafından seçilmesi gerebip muydu? Bu noktada, din adamlarının düşüncesi, en bip arzuları kralın kendilerine bağımlı hale gelmesi olan biiji fief sahiplerinin ihtiraslarına denk düşüyordu. Fakat, Oj çağ’ın temelde Germanya’dan almış olduğu düşünce diinjj nın dayattığı ve genelde hâkim olan kanı, tamamen farklj Tek bir bireyin değü ama ülkeye güçlü şefler verebilmeye neğine sahip olduğu düşünülen bir soyım kabtsal yeteneg inanılıyordu.
Bunun mantıksal sonucu, kuşkusuz, yetkinin ölen b tüm oğullarınca ortak olarak kullanılması ya da krallığın b 1ar arasında paylaşılmasıydı. Bazen, çok yankş bir biçffl krallığın sözümona mirasa dönüştüğünü kamtlayacak şet yorumlanmış olan, ama aslında tam tersine aym soydan g herkesin hanedan ayrıcalığından aym biçimde yararlanı gerektiğini ifade eden bu uygulamalar, bildiğimiz gibi, bs dünyaya özgüydüler. Anglosakson ve İspanyol devletler, dal dönemde uzun bir süre bunları sürdürdüler. Bununlı likte, bu uygulamalar halkın yararı açısından tehlikeb| nüyorlardı. II. Henri’nin çok bilinçli biçimde üzetinde duğu ve tüm karışıldıklara rağmen hâlâ varlığım sürdiireı kati bir devlet düşüncesine tekabül eden bölünmezi kavramıyla çatışıyorlardı.tesettür Sonuçta, her zaman birincisiv
İÜ. çıkarmaya önceden yazgılı bu aileden ve yalnızca bu aileden gelen (eğer erkek soy çizgisi sona ererse, ba2en evlilik j,oluyla akraba olan ailelerden gelenler de olabiliyordu) ve tüm tebaayı doğuştan elde ettikleri hakla temsil yeteneği bulunan jcrallığın beUİ başh kişileri, yeni krab göreve getiriyorlardı. Reims Başpiskoposu Foulque, 893’te, çok doğru olarak, “Franklar’ın uygulaması her zaman kralları öldüğünde, kral so)omdan gelen bir başkasım onun yerine seçmek olmuştur” diye yazmaktadır.
Bu şekilde algılanan ortak kalıtsalbk, asbnda hemen hemen kaçınılmaz olarak, doğrudan soy bağı üzerinden bireysel bbdma yol açma eğüimi taşıyacaktı. Son kralın oğlu, büyük ölçüde kamnm erdemlerini taşımayacak mıydı? Fakat burada belirleyici unsur, Idbsenin de kendi içindeki seçimlerin rast-landsallığına karşı yararb bir panzehir olarak kabul ettiği bir başka âdetti. Sıklıkla görülen uygulamaya göre, manastır başrahibi, daha hayattayken, ardılı olarak belirlediği kişiyi keşişlere kabul ettiriyordu. Büyük Cluny manastırınm ük yöneticileri bu şekilde davranmışlardı. Aym şekilde, kral ya da hükümdar, daha hayattayken oğuUarından birinin kendi görevine ortak olmasım bağh adamlarına kabul ettiriyor ve hatta söz konusu olan bir kralsa, hemen kutsanmasım sağhyordu.
Bu uygulama, feodal dönem boyunca gerçek anlamda bir evrenselliğe sahipti ve bu konuda Venedik dükaları ya da Gaete “konsür’lerinin Batı monarşileriyle aym düşünceyi paylaştık-lan görülmektedir. Bununla birlikte, kralın birçok oğlu olabilirdi. Bunların içinden önceden yapılan seçimden yararlanacak talihli kişi nasıl seçilecekti? Feodal hukukta olduğu gibi nionarşik hukukta da, en büyük oğul ilkesi hemen benimsen-naedi Genellikle, bu ilkenin karşısına “eflatunlar içinde” yani
du. Ancak, daha uygun varsayım olan ve zaten fıef örne“\ olduğu gibi kendisini yavaş yavaş kabul ettiren ilk doğan of"* 1un ayrıcalığı, ters yöndeki bazı girişimlere rağmen, hemen başlangıçtan itibaren Fransa’da benimsenmişti, Germen örf hukuku zihniyetine daha bağlı olan Almanya \ ilkeyi hiçbir zaman çekincesiz kabul etmedi.tesettür XII. tasında, Frederic Barberousse, kendisinin yerine geçmek re ikinci oğlunu seçecektir.
Aslında bu konu yalmzca daha derin farldılıklannbirl);. lirtisiydi. Çünkü, seçilme ilkesiyle soy hakkını birleştiren an kavramlardan yola çıkan monarşik örf hukuku, farklı Avmn ülkelerinde çok değişik yönlerde gelişim gösterdi. Burada,! yanda Fransa’nın, öte yanda Almanya’mn bize sundukiaa özellikle tipik olan iki deneyimi ele almak yeterli olacaktır,
Batı Fransa tarihi, 888’de, hanedan geleneğinde yaşaııa çok açık bir kopuşla başladı. Ülkenin ileri gelenleri, Kıi Eude’ün şahsmda, sözcüğün tam anlamıyla yeni bir adaı kral olarak seçmişlerdi. Bu tarihte, son kral Kel Charles» yundan gelen tek vâris olarak, sekiz yaşında ve gençliğinde niyle zaten iki kez tahttan uzaklaştırılmış bulunan bir çod kalmıştı. Bununla birlikte, kendisinin adı da Chales olantt acımasız bir tarihyazımımn “Basit” lâkabım takacağı bu ço» ğun, 28 Ocak 893’te, Salien Frankları’na ait hukuka göre® iki olan reşit olma yaşına gelir gelmez, Reims’te kral oIîöI kutsandığı görülmektedir.tesettür İki kral arasındaki savaş uzun sfe devam etti. Fakat Eude, 1 Ocak 898’deki ölümünden heınC önce, taraftarlarından, birkaç ay önce varılan bir anlaş®'* uygun olarak, ölümünden sonra Karolenj krala bağlan®*'* rım istedi. Charles, bundan ancak yirmi dört yd sonra ye®*’tesettür' rakiple karşılaştı. Küçük bir şövalyeye
[lin ileri gelenlerinden bazıları bir başka kral arayışı içine girdiler. Eude ardında bir oğul bırakmamış olduğundan, erkek kardeşi Robert’e aile şerefleri ve bağb adamları miras kalmış-Q, Böylece Robert, isyankârların seçtiği kral oldu (29 Haziran 922). Bu aile, daha önce de taç takmış olduğu için yarı kutsanmış sayılıyordu. Sonra, ertesi yıl Robert savaş alamnda öldürülünce, sırası gelen damadı Burgonya Dükü Raoul, yağla ovularak kutsandı; bundan kısa bir süre sonra pusuya düşen Charles isyankârların önde gelenlerinden birinin ömür boyu tutsağı olunca, tacı gaspetmiş olan Raoul’un zaferi kesinleşti. Ancak, kendisi de ardında bir oğul bırakmayan Raoul’un ölümü, gerçek anlamda bir restorasyonun işaretini verecektir. İngiltere’ye kaçıp sığınmış olan Basit Charles’ın oğlu IV. Louis gen çağrıldı (Haziran 936). Ondan sonra, oğlu ve torunu hiçbir güçlükle karşılaşmaksızın tahta çıktılar. Öyle ki, X. yüz-vılın sonlarına doğru, her şey meşruiyetin kesin olarak yeniden kurulmasına uygunmuş gibi görünüyordu.
Tahta çıkma somnunun yeniden tartışma konusu olması için, genç kral V. Louis’nin ölümüne yol açan bir av kazası talihsizliğinin yaşanması gerekti. 1 Haziran 987’de toplanan Noyon Meclisi, Kral Robert’in torunu Hugues Capet’yd kral ian etti. Ancak, Alman İmparatom tarafından Aşağı Lorraine dükü yapüan IV. Louis’nin de Charles adında bir oğlu vardı. Silaha sarılarak mirasım talep etmekte gecikmedi. Kuşkusuz, birçok kişi Hugues’ü Gerbert’in kullandığı sözcükle “geçici” kral olarak görüyordu. Ancak, başarıyla gerçekleşen bir yardım her şeyin başka türlü sonuçlanmasına yol açtı. Charles, 991 yılının Paskalya öncesi Kutsal Pazar günü geldiği Laon kentinde, piskoposun ihanetine uğrach. Dedesi Basit Charles gibi, esir olarak öldü. Bundan sonra Fransa, kraUığı kesin olarak ortadan kaldırdığı güne dek, yalnızca Capet soyundan ge-kn krallarca yönetilecekti.
Çözüme bağlanmasında şansın büyük rol oynadığı bu
