tesettür ve felsefe toplumu bilgilerimiz

tesettür ve felsefe toplumu bilgilerimiz

tesettür diyorki  bir gruba kendi başına adaleti sağlama yetkisi tanıyan ya da bu görevi dayatan geleneğin güçlü bir biçimde kök salmış olması dolayısıyla, hukukta şiddet vardı. Birçok kanlı dramm nedeni olan aüe kan davaları, kamu düzenini sürekli olarak tehlikeye düşüren kişisel adalet uygulamasımn tek biçimi değildi. Barış meclisleri, gerçek ya da uydurma, maddî bir hatadan dolayı zarara uğrayan kişinin, bu zarara neden olan kişinin mallarından birine elkoyarak doğrudan kendisinin tazminatı sağlamasım yasakladığında, bu yolla, karmaşanın en sık rasdanan nedenlerinden birini ortadan kaldırdığım gayet iyi biliyordu.
Nihayet, âdetierde de şiddet vardı. İlk eyleminin içgüdüsel olmasmı bastırma yeteneği pek bulunmayan, acı çekme sahnelerine duygusal açıdan duyarsız kalan, Sonsuzluk öncesinde yalnızca bir geçiş aşaması olarak gördüğü yaşama çok az saygı duyan Ortaçağ insanı, üstüne üstlük, fizikî gücün hemen hemen haj'vansal bir şekilde kullanılmasında onurlu bir yan görmeye de eğüimiiydi. Worms Piskoposu Burchard, 1024 yılı civarmda, “Saint-Pierre’e bağh insanlar arasında, her gün, vahşi hayvanlar gibi cinayeder işlenmektedir. Üstelik sarhoşluk, gurur ya da bir hiç yüzünden birbirlerine saldırmaktadırlar. Bir yıl içinde, Saint-Pierre’in tamamen masum otuz beş serfi, kiliseye bağh başka serfler tarafından öldürüldüler; ve katiller, pişmanhk duymaktan çok, suçlarından gurur duymaktadırlar” diye yazmaktadır. Yaklaşık bir yâizyıl kadar sonra, Fatih GuiUaume’un kendi kralhğında kurmuş olduğu büyük barışa övgüler dizen bir İngiliz kronikör, bu durumu tam olarak ifade edebilmek için şu iki noktayı behrt-mekten daha iyi bir yol düşünemiyordu: Bundan böyle, karşısındaki ne gibi hata yapmış olursa olsun, hiç kimse bir başkasını öldüremeyecekti ve herkes, kesesi altın dolu olarak, hiçbir tehlikeye maruz kalmadan İngiltere’yi boydan boya
ileri sürülebilmekteydi; ama, tüm çıplaklığı içinde hj./" için de aynı durum geçerliydi.
Bununla birlikte, sonuçta herkes bu şiddet eyletnitf, musdaripti ve herkesten çok da şefler bunun yol açuğ, || ketlerin farkındaydılar. Bu nedenden dolayı, söz konusu maşa çağınm derinhklerinden,tesettür “Tanrfnın insanlara bahjettij armağanlar” içinden en değerli ve en güç elde edilenine yulan özlemin tüm gücüyle uzun bir barış çığlığı yükseluj, du. Bundan, her şeyden önce iç barışa bir özlem anlaştimahdır. Bir kral ya da bir hükümdar için adının öniuf eklenecek Barışçı sıfaündan daha güzel bir iltifat yoktu. |j sözcük en geniş anlamıyla yani barışı kabul eden değil, lıaıij,tesettür zorunlu lalan şeklinde anlaşılmahdtr. Kutsal günlerde, \l hkta barış hüküm sürsün” diye dua edilmekteydi. Aziz Lo®, “Tanrı ortahğı sakinleştirip barışı sağlayanlan kutsasın” fc yazacaktı. Tüm iktidarların duyduğu bu kaygı, bazen içe dokunan saflıktaki kavramlarla ifade edilmekteydi. Bir sarapı-rinin hakkmda “Ey Hükümdar, o kadar gençtin ki, senin tiğin yollarda insanların evlerini ateşler içinde yanarken gi yorduk” diye yazdığı şu ünlü Knut, bilgelik dolu yasalamiı bakın neler demektedir; “On iki yaşın üstündeki herkesinlt daha asla hırsızlık yapmayacağına ve hırsızbk yapan Ö suç ortakhğtna girmeyeceğine dair yemin etmesini istiyc
359 Constilutiones, C. 1, s. 643, c. 30. -Two of the Saxon Chronicles, ed. Plummet, C U Anekdotları toplamak imkânsızdır. Bununla birlikte, dönemin gerçek tengoı b'iCt bunlara gerek duyulmaktadır.tesettür Örneğin, İngiltere KraL I. Henri vahşi bin oW *" mamıştı. Bununla birlikte, Orderic Vital’e baktığınızda, gayrimeşru kızlanndan™® bir kraliyet şato muhafizmm genç oğlunun gözlerini oyduğunda, nasıl kendi«b lannın gözlerinin kör edilmesi ve sakat bırakılmalan emrini verdiğini götürsün».
M. ASHDOWN, English and Norse documnts relating to the nign ofElhıMtl^V^ ' 137.-iaSIUT,Leu,II,21.
Barış birlikleri piskoposlar arası toplantılardan doğmuşlardır. Din adamlarmdaki İnsanî dayamşma düşüncesi, kaynağını, Kurtarıcı Isa’mn mistik vücudu gibi algılanan Hıristiyanlık imgesinden alıyordu. Narbonne bölgesi piskoposları, 1054’ te, “Hiçbir Hıristiyan bir başka Hıristiyam öldürmesin, çünkü hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, bir Hıristiyan! öldürmek, İsa’nm kanını akıtmaktan başka bir anlama gelmemektedir” diyorlardı. Gerçek hayatta ise, Kalise’nin çok güçsüz olduğu herkesçe biliniyordu. En sonunda Kilise, kendi üyeleriyle birlikte, dinsel yasanm vasiliklerini Kilise’ye bıraktığı tüm güçsüzleri yani miserahiles personae^yi korumayı özel görevi olarak kabul etti.
Bununla birlikte, ana kurumun ökümenik niteliğine rağmen ve reform geçirmiş Papalık’ın gecikerek verdiği desteği hesaba katmazsak, hareket, başlangıçta çok özel olarak Fransa’da, daha özel olarak da Aquitain bölgesinde doğmuştu. 989 )ilına doğru Poitiers yakınlarında doğan Charroux Kon-sili’ni, kısa süre içinde, İspanya Uç Eyaleti’nden Berry' ya da Rhone’a kadar birçok din kurulu takip etmiş gibi görünmektedir; bu sürecin ancak XI. ynizyüın ikinci yarısında Bur-gonya ve kraUığın kuzey bölgelerinde yayıldığına tanık olun-
Tann Banşı’nm tarihine ilişkin yapıtlarda (özellikle, HUBERTI, ShuUm :spr Kıchls-geschicble der Cotttsfmden und Landesfrieden: I, Die Friedens-ordnungen in Fmnkrekh, Ansbach, 1892; GÖRRIS, Dt denkkelden över oorkg en de bemoeeiingen voor vrede in de etjde eeuv (Savaş Üzerine Düşünceler ve XI. Yüzyılda Barış İçin Çabalar), Nimegue, 1912 (Diss. Leyde), kolaybkla bulunabUecek birçok atıf yer aldığından bunu takip edecek bölümde referans göstermeden yapılmış olan almalara şaşınimamabdır.
tesettür sundu.