tesettür ve felsefe konu

tesettür ve felsefe konu

 Schelhng ve Hegelın spekülatif doğa felsefelerine göstcrâS h tepkiyi de dile getirir. 20.yüzyılda ise, bir doğa felsef^'% sel" olma karakteri taşımayacağı ileri sürülür. Çünkü önermelerden oluşan bir sistemdir; buna karşılık "felsek'''^. önermelerin anlamlarım zihinsel ve fiziksel insan etkinlikleri nışlan bakımından aydınlatan bir etkinliktir (Schlick,Böyle olunca, doğa felsefesi, açık bir şekilde, ancak doğa biliraij^^ nında yer alan bir disiplin olarak görülmüş olur. Gerçekten de, yılda artık doğa biliminden kopuk ve ondan bağımsız bir doğa sine yer bulmak söz konusu olamaz. Ama bu durumda doğa fe^ ile doğa biliminin karşılıklı ilişkileri problemi ortaya çıkar. BuJcoıınj| şunlar söylenebilir: Aslında beriki inceleme tarzının "eşdeğer" olduğa, nu söyleyenler kadar araştırma konulan tesettür Bu inceleme tarzlan eşdeğer iseler, kuşuz özdeş de olabilirler (örneğin Haeckel in doğa felsefesi ile doja bilimi arasında fark gözetmeyen monizminde olduğu gibi). Öbür yan-dan onlar özdeş değil de, sadece cins bakımından özdeş (genidentik) olarak görülebilirler ve böyle olduğunda doğa felsefesi gelişmemiş bir doğa bilimi sayılabilir (Becber, Doğa Felsefesi, 1914). Yam doğa felsefesi, "ihtiyatlı" bir doğa bilimi olmayı benimsediği ve sonuçlanma "olasılıkla kabul edilebilir" olduğunu kabullendiği sürece doğa bilimiyle cins bakjmmdan özdeştir. Ama doğa felsefesi, doğa bilimlerinin so-nuçlannı bir toplu doğa betiminde, bir "evren tablosu"nda birleştirdiği ve "doğa bilimlerinin en genel bölümü" olarak kavrandığında (Oswald, Doğa Felsefesinin Temelleri, 1913), o doğa biliminin "ulaşılan son noktası da olabilir. (Ziehen, bu yönelimi, nihai anlam ve değer probleminin yanıtlanmasında bir "tümevanmcı metafizik'm kurulmasına doğru giden "doğabilimsel-birleştirici" yönelim olarak
bakımından esastan farkliaj, duğunu belirtenler de vardır.
nan bir alan olarak görülebilir. (Apelt, Doğa Felsefesi Kavramı ve Doğa Felsefesinin Görevleri, Fries’e Armağan Yazılan, cilt I, 1930.) Ama aynı doğa felsefesi, özerk ve doğa biliminden ilkece farklı ve bağımsız bir disiplin olarak da görülebilir. Öyle ki, doğa felsefesini böyle görenler sadece Fichte, Schelling, Hegel gibi geçen yüzyılın spekülatif fılo-zoflan da değildir. Örneğin günümüzde diyalektik-materyalist öğreti (Diamat), doğa biliminin, ilkelerini, genel dogmalar olarak felsefenin içinde hazır bulduğunu söyler. Yani doğa biliminin varoluşu doğa felsefesine bağımlıdır. Bu yüzden de, doğa felsefesi ile doğa bilimi arasındaki ilişkiler, birer bağımlılık ilişkisi olarak türlerine göre sınıflan-dınlabilirler. Lask ve Litt, doğa felsefesi ile doğa bilimi arasındaki ilişkileri "refleksiyon basamaktan" açısından sımflandınrlar. Doğa biliminin görevi, öncelikle, maddi ve organik dünya, yani görünür gerçeklikteki nesneler üzerine deney yapmaktır. Daha sonra felsefi bir görevin yerine getirilmesi gerekir. Bu görev, ilk basamakta, bu empirik nesne kavrayışı üzerine mantıksal ve yöntembilimsel bir düşünümü gerçekleştirmektir.
İkinci basamakta ise, giderek bizzat doğa bilimlerinin dayandığı koşullar araştınlır;tesettür yani burada ilk basamaktaki düşünüm üzerine bir düşünüm sözkonusudur. Bu koşullar, ister üzerinde tartışma gerektirmeyen "değişmez koşullar" (Spranger, Dolch), yani düşünme yoluyla kavranan ilişki tarzları; ister a priori yapılar (Kant ve diğerleri) olarak görülsünler. Özellikle bu noktada doğa felsefesine uygun düşebilecek olan görev, doğabilimsel teoriler içinde her zaman sürekli olarak bulunan bölümleri, yani "apriorizma"lan saptamaktır. Bunlar, örneğin insan zihninden çıkan yapılar olarak "ideal empirizmalar", "fenomenaliz-ma"lar olarak (doğaya ilişkin her türlü saptama işinde ortak olan) evrensel görü-formlandır ve en sonda gerçekliğe ilişkin olarak geriye kalan herşey için "real empirizma"lar vardır (Meyer/Abich, Biyolojinin Düşünce Tarihi Bakımından Temellendirilmesi, 1963). Doğabilimsel sonuçlan dayanılması gereken taban
Doğa Felsefesinin TemellerT edilen birleştirici bir doğa felsefesi yanında, maddi ve biraraya getiren bir "psiko-fıziksel" doğa felsefesinden S radan hareketle kendi "bilgi-kuramsal doğa felsefesine" yönet gi olayında iki öğe ayınr; İndirgeme (İ) ve sinir sistemi (S).bI^'^ geme yoluyla olup biten herşeye nesnel olarak oluşmuş şeyler» bakanz. Oysa, böyle bir indirgeme için öznel bir öğe olarak sinir mine ihtiyaç vardır. Doğa bilimlerinin sonuçlarını değerlendinnej^ sında bu ayrımı hep yapmak gerekir. Buna göre doğabilimsel an^ "genel nesne tasarımı”, S öğesine (sinir sistemine) bağımlı İögesi,,^ (indirgemenin) ürünüdür. Buradan hareketle, doğa biliminin dayam,^ ilkelerin niteliği problemi, "ilkeler problematiği” (May) konusundaki sık şu yanıtın verildiği görülür: "Doğaya ilişkin önermelerimizin gtt. çekten de doğaya ilişkin olup olmadıkları veya ne dereceye kadar iliş kin olduklan sorulduğunda belirtilmek istenen bir Ş^y f’^rada bir ilişkisizliğe rastlanabileceğidir. "(May, agy, s. 11) "Doğabılımsel nes-nellik"ten sözedilirken, burada bizim tarafımızdan "kavranan" şey ile "gerçeklik"in birbirleri yerine konuldukları "apaçık tır. Doğa biliminin mutlaklığı iddiasına karşı, bu sorundan kalkılarak şu soruya kadar va-olabilir: "Doğa bilimi tarafından çizilen bu evren tablosu gerçekliğe uygun mudur?" (Hübner, Dağa Felsefesi Ne Demektir?, Phılosophia Naturalis, cilt 7, 1962.) Doğa Felsefesi, doğa- bilimsel araçlarla açıkla-namayacak, ama doğa bilimi için "bağlayıcı" olduğu da gözden uzak tutulamayacak olan problemlerle uğraştığı sürece, bir "uygulamalı" felsefedir. O giderek, metafizikse!, fenomenolojik, varoluşsal, ontolojik, bilgi-kuramsal ve mantıksal kanıtlamalar içinde, doğa bilimlerinin ve onlann özel konulannın "biraraya getirilip bütünlenmesi" uğraşıdır da (Bense. Doğa Felsefesi Kavramı, 1953.) Artık şunu söyleyebiliriz' Doğa felsefesi olmaksızın doğa bilimi "kör”; doğa bilimi olmaksızın doğa felsefesi "boş"tur. Bu yüzden belki de doğa felsefesinin alanını en ^e nel şekilde şöyle betimleyebiliriz: Doğa felsefesi,
Jöel, doğa felsefesinin ilk çıkış yerini mistisizmde bulur [Doğa Felsefesinin Mistik Düşünceden Kök Salışı, 1926). Feyerabend, mitolojik evren tasanmı ile yeni îyon düşüncesi arasındaki farkı, dogmatizmden rasyonalist eleştirelliğe geçişteki tutum farklılığıyla açıklar. Bu tutum farklılığı, mitolojik bir tasanm olarak "mutlak doğruluk" tasanmı ile "parçalı hipotetik doğruluk" tasanmı arasındaki farklılığı da kapsar. Feyerabend'e göre, bu tutum farklılığı, bugünün fiziği içinde de eskiden beri varolan bir çatlağı görmemizi sağlar. Bu çatlak, günümüzde de kesin sonuçlar peşindeki "mitolojik düşünme tarzı" ile Einstein'ın eleştirel rasyonalizmi arasında belirmektedir. Einstein, hiçbirinden kesin geçerlilik beklemediği, tersine sadece "kendi içinde anlamlı olan teoriler" ortaya atmıştır. (Feyerabend, Fiziksel Bilginin Özelliği ve Geçirdiği Aşamalar, Physikalische Bulletin, 1965, s.197.) tesettür Gerçekten de bir doğa felsefesi tarihi, doğa felsefesinin ne olduğunu belirgin kılabileceği gibi, o aynı zamanda genel felsefe tarihine de halkalanır. Herşeyden önce, doğa felsefesi ile doğa biliminin birbirinden aynlmalanna kadar olan bir doğa felsefesi tarihi vardır. Ama bu tarih aynı zamanda "teorik felsefe ile doğa bilimlerinin tamamen birbirlerine geçmiş halde çalış-malannın da tarihidir." (Dingler, Doğa Felsefesi Tarihi 1932, s.V) Öbür yandan tüm doğa felsefesi tarihi iki bölüme aynlabilir; "Klasik" ve "modem" doğa felsefelerinin tarihleri. Jöel ile birlikte, doğa felsefesinde üç "klasik" çağ ayırdedilebilir: Sokrates öncesi, Rönesans ve Romantik. Doğa felsefesinin "modem" bölümü H.v.Helmholtz, E.Mach ve W. Ostvvaid gibi öncülerden başlatılabilir. (Ama burada "modem" i sözcüğünün aynı zamanda 19.yüzyılda Alman İdealizminin dağılma-bından sonra Alman İdealizminin doğa felsefesini bilimsel olmayan bir Büşünsel olarak görenler tarafından bu doğa
kir için kullanıldığını da anımsamak gerekir ) n n ı ifa Felsefesi Yaz,lan (1902-1921), doğa felsefesin ’î'lN, genişliğine bir tartışma zemini oluşturmuş ve giderek d S' sistematik şekilde uğraş verilen bir felsefe alan, olmuştur.
H.Reichenbach tarafından yayınlanan "Bilgi" (Erkenm N (1930-1940) ile E. May tarafından kurulan "PhiIosophiaNat'ûf K gisi (1950'den beri) bu konudaki çahşmalann yoğun]aşmas,jH mışlardır.
5. Çağdaş Doğa Felsefesinde Ana Akımlar
Günümüz doğa felsefesinde "doğa" ve "doğa biliminin dog,j,. üzerinde yoğunlaşan tartışmalarda, aralarında sayısız geçiş ve bağlaç, bulunan şu kutuplar ayırdedilebilir: Skolastik, fenomenolojik, katego,. yal-ontolojik, mantıkçı-empirist, a priorici-eleştirel, belgeleyıcı-ışlem. ci (seıtistik-operatiO, metafizikse!, diyalektik ve bilgici (epıstemoge„) doğa felsefeleri.
(Yeni) Skolastikçiler, doğa felsefesini "ilk nedenden yola çıkan doğa açıklaması" olarak anlıyorlar (Seller, Doğa Felsefesi, ^ . u
açıklama, doğa biliminin doğa açıklamasına karşıt olarak, doğayı daha kolay görülebilir olan nedenler"den yola çıkarak görmeyi amaçlıyor, Bu nedenler, ilk nedenler olarak Aristoteles'in dört nedeni olabilir veya "ilk varlık nedeni" olarak değişen şeylerin (varolanların) öz ü yada herşeyi belirleyen en sondaki ontolojik ilkedir. Bugün bu akım, öncelikle şunu göstermek istiyor; "Relativite teorisi ve kuantum fiziğinin sonuçlan da -doğm anlaşılıp an şekilleriyle 'eleştirildiklerinde'- zor-lanmaksızın bir realizm içine sokulabilir." (Büchel, Fiziğin Felsefi Problemleri, 1965, s. 12.) H. Conrad-Martius’un doğa felsefesine ilişkin araştırmaları da, Aristotelesçi-skolastik yönetimden oldukça etkilenmişlerdir; ama yine de burada fenomenolojik bir bakış ağır basar Fenomenolojik tutumda önce Max Scheler ve H. Weyl (Uarematlk ve Do-ğabi/imi Felsefesi, 1927) adlan anılmalıdır. Fenomenolojik tutu -tesettür