tesettür ve felsefe bilgisi

tesettür ve felsefe bilgisi

 Schelling, bilgiyi "tarihsel açri'dan ele alır. Bilim bir sürecin betimi ve kurgusudur. Onun ilk basamağı invokation (geçmiş)'dir. Daha sonraki’ bilimsel aşama explication (şimdi)’dur. Bu süreç ne doğa ne de akıl yoluyla kavranılır olduğundan, "tarih"in bilgisi, bilgi, bir farkılaş-mamışhk halinden özdeşliğin farkılılaşması ile oluşan "tarih"in kendisidir. Schelling, doğa, özgürlük ve tarih aşamalannda dizgeleşen bir
12. Fichte ve Schelling'te soyut bilme, özne ve nesnenin aracısız birliğini gösterir. Bu birlik ilke bakımından özellik taşıyan kavramlarla daima yetersiz, yani birbirine bağımlılık içindedir.tesettür Hegel, buna karşılık kavram yoluyla oluşan bu sistemin kendisini dışta bırakmayı savunur. Kavram ve nesne arasında kavram içinde oluşan farklılaşma, hiçbir zaman, salt bilmeye başvurulmadan kendiliğinden ayırdedile-mez. Soyut bilme işte budur. 1807'de yayınlanan Tinin Fenomenoloji-^ı’nde Hegel, kavram ve nesne arasındaki ayrılığı göstermeyi dener. İlke olarak alındığında kavramın ne olduğu çelişkilidir. Kavram, bir oluşumun ilk prensibi gibi bir şey değildir. Kendini mutlakta yansıtan, kendini görüden prensip olarak ayn tutan şey de değildir. Kavram, birlik ve ayrılıkta içiçe geçmiş olarak görünen harekettir. Kant'ın transen-dental ben'i ve Fichte'nin mutlak birliği, çokluğu bilmenin nasıl ki ilk koşulu ise, kavram, tüm çokluklar karşısında mantıksal bir fazla oluştur ve bu mantıksal/<3z/a oluş içinde salt formun her türlü ölçüyü aşan gelişmesi saklıdır. Bu yüzden de, kavram bir çelişkidir. Çünkü, o tüm içeriğini farklı kılınan bir şey, başkası (diğeri) olarak bulur. Aracısız birlik bu yüzden farklıhktır, salt olumsuzlukla aynı şeydir. Bilgi bu basamakta dışa dönük bir eylemdir. Bu eylem spekülatif kavramı gerektirir. Bu kavram salt bilme (mutlak kesinlik) ve mutlak hakikat arasındaki farkı kavrar ve bu, kavram içinde ortaya çıkar. Bu ortaya çıkmanın sonucu, form ve içeriğin somut birliği olarak kendini gösterir. Yani somut genellik olarak. Ama bu birlik tek-anlamlılık ve genelgeçerlilik anlamında bir birlik değildir. (Des-cartes, bunu açıklık ve seçiklik olarak tanımlamış ve böylece kavramın hareketini ister istemez yadsımak zomnda kalmıştı.) Spekülatif kavram öğretisi, açıklık ve seçiklik açısından yargının mantıksal foımunun kurgusudur da. Hegel'e göre bu kurgulann çözümlenmesi spekülatif kavramla-n gerektirir. Bilgi, hakiki olamn bilgisi olarak olumluluk ve olumsuzluğun diyalektik özdeşliğidir.
Hegel'in refleksiyon felsefesine dayalı eleştirisiyle hakiki bilginin Ijn temelini bulma konusundaki spekülatif çaba, mutlak olan şeyin fel-lesini yapmakla mümkün olacak bir şeymiş gibi
Hegelce transendental felsefeye sokulan yanılgı, bilgi kurani,^'^ spekülatif yönde yürümeye zorlar. Hegel, bilgi kuramını, tram tal-eleştirel düşünümden yola çıkarak pozitif bilimlerin metodoloj, yönelme konusunda tahrik etmiştir.
13.Bilgi kavramının 19.yüzyıldaki gelişimi, bir yandan bilgiç neysel bilimlere ait bilgi formu içinde görür ve ölçütü buna göre (pozitivizm); öbür yandan bilgi kavramı bir potentia haline dönüşii^^^ aklın kendi içindeki eğiliminin ürünü sayılır (Kierkegaard).
19. Yüzyılda pozitivizm (ya da empirio-kntisizm) bu probiemaiıj, bilim ve metodoloji bazında ele alır. Pozitivizmin bilgi kavramı sağ» doğa bilimi idealine dayanır. Yani empiriye, mantığa ve deneyime.Bil gi kuramının analitik bilim öğretisine dönüşmesi, bilgi kavramına yük. lenen tüm metafiziksel yüklerin elenmesi sürecini belirler. Avenarius, Mach ve Viyana Çevresinin kurucusu Schlick, artık bilgi probleminia priorinin kurgusal anlamı, öznel bilinç ve mutlak hakikat arasındaki ilişki sorunundan hareketle ele almazlar. Tersine, konu, sağın olguları açıklama için gerekli yöntemsel tasarımlan tartışma ile sınırlıdır.tesettür Bilginin sağınlığı ve açıklığı, özneler arasında denetlenebilir olmasıyla garanti edilir. Bilime ait yöntemsel tasarımlar öylesine olmalıdır ki, bu la-sanmlar dilsel düzeyde ortaya çıkan çok-anlamlılıklan giderebilsin. Kurgusal bir evrensel bilim dili (Camap, Neurath) bu nedenle öylesine yorumlanabilmelidir ki, o hem bilimsel ilkelerin matematiksel yoldan aksıyomatikleştirilmesi talebini (Hilben), hem de dil çözümlemesi ve dil eleştirisinin sonuçlannı (Wittgenstein) içine alabilsin.
Matematiksel mantık, semantik ve semiotik, aynı zamanda pozitivizmin temel disiplinleri arasındadır. Bilimin bu disiplinler yardımıyla sağınlaşmış yöntemleri, ya sentaktik ve semantik anlam eleştirisine uygun olarak çelişkisizlik ve yanlışlanamazhk aracılığıyla, ya da pragma
tik olarak empirik araştırmaya başlamak için gerekli uygulamaya elverişlilik aracılığıyla, doğruluğunu gösterir. Bilgi hakikati ile ilgili eleştiriler spekülatif bir doğrulama felsefesine başvurularak yapılamaz. Çünkü bilgi, mevcut olanın sağınlıkla ve kuramlar aracılığıyla ortaya çıkarılması ile bir taslak olarak oluşur (Popper).
Yeni-Kantçtltk, özellikle Margburg Okulu (Cohen, Natorp, Cassi-rer), esaslı olarak bir bilim kuramı akımı olarak anlaşılırsa da, o pozitivizmden, bilgiyi bir ürün (simge) ve bizzat görü materyali ya da olgu olarak adlandınlabilen şey diye konumlamakla ayrılır. Bilgi, verilerin değil, aklın bir ürünüdür. Bilgi sadece verisel çoklukların bir sentezi olarak görülemez; tersine o çokluk ve birliğin bir ürünüdür aynı zamanda. Bilginin tüm momentlerini ve bu arada bilimi de bir ürün olarak yorumlamakla, Yeni-Kantçılık sağın doğa bilimlerine dayalı tek yanlı yönelmelerden kendini sıyırmış olur ve hem tarihsel bilginin ilkeleri (Windelband, Rickert, Lask) hem de önbilimsel bilginin temellendiril-mesi (Cassirer) çabalarına yönelir. Böylece bilgi, temelinde bir ürün olarak anlaşılmış olur. Bilginin hakikati problemi de böyle ele alınır. Bilgiye artık gerçeklik ya da saptanmış olgularla karşılaştırmalar içinde elde edilen bir şey gözüyle bakılmaz. Tersine bilgi, bilme edimine içkin olan bir ölçüt içinde temellendirilir; bu ölçüt de "değerler”dir. Değerler, varoluşlarını "geçerlilik"lerinde bulan şeylerdir. Bu nedenle bilgi kuramı zorunlu olarak bir "değer kuramı"na dayanmalıdır.
Bilgi kavramının potansiyelleştirilmesi, romantik eğilimlerle hiç de bağlantısı olmaksızın Kierkegaard'm Hegel eleştirisinde kendini gösterir. Bu eleştiride Kierkegaard, kavram ve gerçekliğin birliği idesini paradoksal bulur ve objektif bilgi kavramının karşısına "kendine mal etme" ve "öznel hakikat" kavramlannı koyar. Nietzsche, hiç kuşkusuz pozitivist bir bilgi kuramından hareket etmez. Tersine onun için belirgin soru, bilginin anlamıdır. "Bilginin bilgisi" ona göre bir "naivite"dir ve "pessimizm"in ifadesidir. "Bilgiyi kendisi için istemek, bu, altında
ahlâka bağh "daha yüksek b,r tarz'a göre kendin, «ös,.
Yanı bilgi yaşamın yükseltilmesi için bir araç ve kahpt,r o" N da yaşam için önemli olan bir değeri gösterir.”
Yaşama felsefesi (Bergson, Simmel, Dilthey, Scheler) bu açısını geliştirir ve bilgiyi empirik ya da rasyonel bir evren olarak gören görüşü kökünden yadsır. Bilgi, insanileşmiş biranla,!^ yutu içinde oluşur. Ya da özü bakımından insanın vital-psişik dehnr ile belirlenir. İnsan (Nietzsche, Freud, Klages) bilginin yorumland,? odaktır. Böylece bilgi kavramı üzerine mevcut yanlış görüşler onad^^^ kaldınlabilir.
Aynı sıralarda Brentano'dan Meinong ve Husserl'e uzanan ^ nesneden yola çıkan bir düşünsel gelişim vardır. Bilgi problemi buradj intentionalite (yönelimsellik) kavramından yola çıkılarak işlenir.tesettür Edim ve içerik ilişkisinin yeni bir tarzda ele alınmasıyla Husserl'in "salt fe. nomenoloji"si, öz'de (eidos) olgular karşısında objeyi bulur. İne. al", aşkın olarak indirgenin fenomen, araştırmanın ve bilginin objesi olur. Fenomenolojide bilginin kavram ve anlamım belirlemek, önce bir "tutum" değişikliği ile olanaklıdır. Çünkü bilgi köktenci-aşkın anlamda bir "soyut varlık" olarak salt bilincin kendine ait apaçıklığıdır. Böylece bilgi, "öz'ü tanıma"yı ifade eder. Yani salt içkinlik halinde görülebilir olan eidetik indirgeme içinde kapalı kalsaydı, Husserl e göre bilgi olanağı ortadan kalkmaz,tesettür tersine bu olanağa yol açılırdı. Çünkü bu indirgeme olmadan herşey kuşkulu kalır, salt biçimde temellendirilemez ve rastlantısal bir şey olurdu. İndirgeme nesneye ait yükü (Bezug) elemez. "Tüm görü edimlerinde biz bir'kendisi olan' görürüz." İndirgeme, kuşkulu bir tezi ortaya atar: "Dünyanın rastlantısal olduğu tezi, benim salt ben'imin ve benim ben-yaşamı'mın tezinin, yani 'zorunlu' ve kesinlikle kuşkudan annmış olan ben tezinin karşısındadır." Bilgi altında yaşantı ve dumm ilişkisi anlaşıldığı sürece, fenomenolojinin "temel bilim" olarak kesin ve betimsel olarak bilgi olanağı sağladığı ileri sürülür.
Yaşama felsefesinin objektif bilgiyi kısıtlaması personalistik ku-
ramların bilgi kavramı için de işlevseldir. Bilimin kuramsal açılımı in-sani-personel varoluş üzerine bir düşünüm üzerinde ortaya çıkar. Pozi-tivist bilgi kuramı ve spekülatif akıl metafiziğinin birbirleri karşısında yer almaları içinde personaUzm (Brunner, Ebner, Buber, Rosenzweig, Blondel, Lavelle, Berdjajevv) mantıksal formlar ile tinsel varoluşa ilkece geçilemeyeceğini (Ebner), tinsel varoluş karşısında mantıksal formlarının yetersizliğini savunur.
"İnsan nedir?" sorusuyla sadece bilimler değil, aynı zamanda idealist geleneğe bağlı felsefeler (Yeni Kantçılık, yeni idealizm) de sorguya çekilir. O aynı zamanda teknik devrimle kendine yabancılaşan bireyi kendi tinsel kişiliğinin bilincine taşımalıdır. Bilgiyi deney bilgisi ya da spekülatif bilgi olarak konumlamak, ancak sevgi ve inanç sayesinde mümkündür (Buber). Buber'in temel kategorisi olan "arada olmak", insanlar arası oluşumlann yeri ve taşıyıcısı olarak teorik-pratik bakımdan tek bir odak noktası anlamına sahip değildir. Ama o insanlar arasında olup biten karşılaşmalar içinde belirir ve bununla her türlü normatif/a priori belirlenimden apayn bir şeydir. Bunun gibi, pratik aklın özerkliğinin altında, özneler arası personel ilişkiler yatar. Çünkü varoluşun özgürlüğü ilkesel bir açın (vahiy-Offenheit) içinde Seni deneylemenin anlayıcı derinliği içinde oluşur.
Varoluşçu felsefe de, personalizm, yaşama felsefesi ve fenomeno-lojinin vardığı sonuçlan derler ve bilgiyi (tanıma-Erkennen) bir kuram içine sokmaz. Varoluşçuluk bu tür kuramlara, kuramsal-bilimsel ref-leksiyona bağlı bu tür yaklaşımlara, bunlara evreni yönlendirici bir nitelik atfedildiği için (Jaspers) ya da kendine özgü olmayan bir varlık tarzı konumladıklan için (Hedegger) karşıdır. Varoluşçuluk, fenome-nolojik/analitik tarzda ele alman bir varoluş (Dasein) ve evren kavramı üzerinde çalışır. Varoluşçuluğun ilgisi, insani varoluşun kendine özgüllüğünü ve kendinden temelliliği üzerindedir. Heidegger için varlığın ilamı objektifleştirilemez. Varoluş (Dasein) ve varlık (Sein) birbirle-pden aynlamazlar. Bilginin varoluşsal işlevi. Varlık ve Zaman’da, Linyada olmanın bir varlık tarzının bilgisi" olmasında belirir. Bu bil-tesettür