tesettür ve felsefe toplumu

tesettür ve felsefe toplumu

 tesettür diyorki çizgilerinin yan yana gelmesiyle oluştuğundan, Esc birçok kez kesiyor ve yeniden kesiyordu ve, Semois’ *'*'^'' leştiği kavşağın biraz aşağısmda Meuse’e ulaşıyordu; ] sonra, ırmağı, hemen hemen paralel bir şekilde ve uzaklıktan sol kıyıda izliyordu. Daha sonra, Port-sur-Saon7 aşağısmda Saone’a ulaşıyordu ve Chalon’un karşısında ya doğru ani bir kıvrım yaparak ayrılana dek, bu nehrin ji,,tesettür şım oldukça uzak bir mesafeden izliyordu. Nihayet, Mâcon. nais’nin güneyinde, batı kıyisma sınırdaş tüm kontluklan kon. şu güce bırakarak, Saone-Rhone çizgisini terk ediyordu ve iu akışlarını tekrar deltada yakalayarak. Küçük Rhone nehri 1». yunca denize kadar gidiyordu.
Geriye, Alpler’in kuzeyinde, Germanyalı Lnuis ile Kel Charles’ın ülkeleri arasında yer alan, daha sonra Roma’yakadar İtalya yarımadasında uzayıp giden bir ara bölge kalıyorJıı ki, burada da, 843’te, Dengesiz Lothaire’in kraUığı kunılmıış tu. Bu hükümdarm, baba soyundan hiç vârisi yoktu. Sonuço, toprakları bir bütün olarak Doğu Fransa’ya katılacaktı. Ancak bu, süreç içinde ve parça parça gerçekleşecekti.
Eski Lombard devletinin devamı olarak İtalya Kriğı, Bizans’a ait Venedik hariç olmak üzere, yarımadanın kuzeyim ve orta bölgelerini kapsıyordu. Yüzyıla yakın bit süre boyım-ca, bu kraUığın çok fırtınah bir tarihi oldu. Birçok aile tadı sahibi olmak için birbirleriyle mücadele ettiler; Güneyde Sp leto dükleri ve kuzeye doğru, özellikle ova saldınsmınçokh lay ve çok cazip hale geldiği Alp geçitlerinin efendileri: Fp ya da Ivree markizi, Penin Alpleri’ndeki geçitleri ellerinde tan Burgonya kralları, Provans kralları ya da kondanjBaıyetJ dükleri. Ayrıca, taç üzerinde hak iddia edenlerden panın kendilerini imparator olarak kutsamasmı sa çünkü, imparatorluğun Sofu Louis zamanındaki il mından beri. Roma ve Roma Kilisesi üzerindeki koru^^
egemenlik haklan nedeniyle İtalya’ya sahip olmak, bu presüjli jayginlığın gerekli koşulu ve bunu elde edebilmek için en iyi gibi görülüyordu. Bununla birlikte, Doğu Fransa hü-l^Ümdaıiarı, uzaklıkları dolayısıyla İtalya’ya ya da imparatorluğa karşı bir tutku beslemekten sakınan Batı Fransa krallarından farklı olarak, kendilerini bu bakımsız ama gpzel krallığa en yakın komşular arasmda sayıyorlardı. Daha 894 ve 896’ da, Karolenj soyundan gelmiş olmasına güvenen Arnulf buraya inmiş, kendisini buranın kralı olarak onaylatmış ve imparatorluk tacım elde etmişti. 951’de, belki de büyükbabası kısa bir süre önce dağları aşarken Arnulf a eşlik etmiş olan vârislerinden biri, Saksonyalı I. Otton, aym yolu izledi. Eski başkent Pavia’da Lombardlar’m kralı olarak alkışlandı, bu arada dikkatini öteki işlere yöneltmek zorunda kaldığmdan ancak on yd sonra geri döndü, ülkeyi daha sağlam bir şekilde egemenliği altına aldı ve nihayet, papanın kendisini “yüce imparator” olarak ilân ettiği (2 Şubat 962) Roma’ya dek ilerledi. Bundan sonra, İtalya, kısa kriz dönemleri hariç, modern çağların ortasma kadar Almanya kralından başka bir yasal mo-narka sahip olmayacaktı.
888’de, Bavyera soyundan gelen ve çok yüksek düzeyde bir soylu olan Welf Rodolphe, Karolenjler’in daha önceki yıllar bopnca Jura ve Alpler arasında kurmuş oldukları ve genellikle Transjurane Dükahğı olarak adlandırılan büyük askerî yönetimin başında bulunuyordu: Bu, İmparatorluğun içindeki beUi başlı geçiderden bazılarına hükmettiği için çok önemli bir konumdu. Rodolphe da bulamk suda bahk avlayarak bir taç sahibi olmak istedi ve bunun için, ileride çok doğru bir biçimde ‘'d’Entre Deuy^" (İkisi Arasında) olarak adlandırılacak Batı ve Doğu “Fransalar” arasındaki ülkeleri oluşturan bir çc-İE'no man’s land' niteliğindeki bölgeyi seçti. Papa tarafından Toul’da kutsanrmş olması, umutiarımn nereye yöneldiği konusunda bizi yeterince aydınlatmaktadır. Ancak, kendi düka-
rayarak, Transjurane’a, kiliseye ait Besonçon eyaletin^'' bir bölümünü katmakla yetinmek zorunda kaldı, Dolayısıyla, bu toprakların kuzeyindeki Lothaire m nın büyük bir parçası sahipsiz kaldı.tesettür Bu bölge, coğrafî terim bulunmaması nedeniyle, bu birinci Lo^!' oğlu ve adaşı olan, burada kısa bir süre hükümdarlık dj,., mış bulunan bir hükümdarın adından dolayı Lotharingia jj rak adlandırıldı. Bu ülkenin batısı Batı Fransa’nın daha öo^ den belirlenmiş sımrlarıyla çevriliydi. Doğusunda ise, soll| daki üç piskoposluğu Doğu Fransa’ya bırakacak şekilde ^}i laşık 200 kilometre boyunca sınırdan ayrılan Ren neldı akışım izleyen sımrlarıyla geniş topraklara sahipti. BıijiHum. nastırlar ve zengin piskoposlukları, üzerinde ticaret genif. rinin gidip geldiği güzel ırmakları vardı ve Karolenj sara® beşiği ve büyük İmparatorluk’un kalbi olduğu için de «i saygın bir konumdaydı. Meşru hanedanın bırakmış oldş canlı anılar, yerli bir kralhğın ortaya çıkmasma büyük biı ot sılıkla engel oluşturuyordu. Ancak, başka yerlerde oldışı^ bi, burada da eksik olmayan ihtirasb kişilerin düzenbazktk sınırdaş monarşileri birbirine düşürüyordu. Önce, 888’deOıi' lemagne’m soyundan gelen tek kişi olarak tacı giyme hato sahip olan Arnulfa ismen bağlanan ve ardından, kısa bin® önce Arnulf un piçlerinden birini şahsen krallan ilân etş için yeni krala karşı güçlü bir itaatsizlik gösteren Lothaıiflfi 91 l’de Karolenj hanedammn Almanya kolu ortadankalhntı uzun bir süre komşu hükümdarhklar arasında kavga kon®* oldu. Damarlarında akan kan farkh olmasına rağmen, M Fransa kralları Arnulf un vârisleri olarak kabul edildiler. Fransa hükümdarlarına gelince, (en azından Karolenj mensup oldukları zamanlarda ki bu, 898’den 923’e, afdif^ da 936’dan 987’ye kadar olan dönemde geçerli bir dun*’”^^
Qf]Jaf], Meuse ve Ren üzerinde atalarının mirasından hak talep ederken görmemek nasıl mümkün olabilirdi? Yine de, Doğu Fransa açıkça en güçlü olandı: Öyle ki, 987’de, Capet’ ler rakip krallıkta eski hanedanın yerine geçtiklerinde, kendi aile geleneklerine yabancı olan ve ayrıca da, gerçekleştirebil-meleri için söz konusu topraklarda hazır bekleyen bağlı adam-larm desteğini hiç bulamadıkları hedefleri gütmekten çok doğal olarak vazgeçtiler. Uzun yüzyıllar boyunca (hatta kuzeydoğu bölümü, Aix-la-Chapelle ve Köln, Treves ve Goblence söz konusu olduğunda her zaman), Lotharingia Alman siyasal sistemine dahil olmuştur.
Transjura civarlarında Lyon, Viyana, Provans ve Alp piskoposlukları yaklaşık iki yıl boyunca hiçbir kralı tanımadılar. Bununla birlikte, bu bölgelerde, 887 yılı öncesinden başlayarak Karolenjler’in yasal haklarını çiğnemek suretiyle bağımsız bir krallık kurmayı başarabilmiş olan Boson admda ihtirash bir kişinin anısı ve bağlı adamları varlıklarını sürdürüyorlardı. Annesi tarafmdan da İmparator Lothaire’in soyundan gelen Boson’un oğlu Louis, 890 ydı sonuna doğru, nihayet Valen-ce’ta kral olarak kutsanmayı başardı. Fakat bu şekilde kurulan krallık geçici olacakti. Ne 905’te Verone’da gözlerine md çekilen Louis, ne de bu trajediden sonra talihsiz kör adam adına uzun bir süre boyunca ülkeyi yönetmiş olan akrabası Hu-gues d’Arles, Rhöne nehri ile dağlar arasındaki topraklarım, her zaman, baştan çıkarıcı İtalya fethine uygun bir başlangıç noktası olarak görmüşlerdi. O kadar ki, 928’de Louis’nin ölümünden sonra, Lombardiya’da kral ilân edilen Hugues, Welfleri egemenliklerini denize kadar yaymaları konusunda hemen hemen serbest bıraktı. Dolayısıyla, yaklaşık X. yüzyılın ortalarmdan itibaren, Burgonya kralhğı (Rodolpheün kurmuş olduğu devlet genel olarak böyle adlandırıhyordu) Basel’tesettür den Akdeniz’e kadar uzanmaktaydı. Bununla birlikte, bu dönemlerden beri tahta çıkan
‘Burgonya”, Lotharingia’dan farklı ama benzer bir biçimde, aslında eski Doğu Fransa’ya kesin katıhp, onun içinde yok olmuş değildi. Birleşme, daha ço|^ ayrı kraUığm ayrılmazcasına tek elde toplanması biç^ algılamyordu.
Böylece feodal çağ, bazı özellikleri hâlâ daha bizimbı. altım oyan bir Avrupa siyasal haritasının ük taslaklamnnçg meşine ve günümüze dek bazen mürekkep bazen kan afetf masma yol açan sımr bölgeleri somniannm tarüşıhnasınıii mklık etti. Fakat tüm bunlar göz önünde tutulduğunda, l>£| de bu krallıklar coğrafyasmm en dikkat çeken özelliği,tesettür toy rakları arasındaki bu derdi değişken şuurlara rağmen, tim krallıkların sayısımn şaşırtıcı bir biçimde değişmemesini Oysa, eski Karolenj imparatorluğu içinde hemen hemeak ğımsız bir sürü egemen birim birbiri ardı sua yıkılmak iizat ortaya çıktdarsa da, Rodolphe ve Kör Louis’denberibuyd “tiranlar”dan en güçlü olanlar bile, krallık unvanını üstk meye ya da hukuksal olarak bir krahn tebaası ya da wjlo duklarını inkâr etmeye cesaret edemediler. FeodalitedeoÇİ daha eski ve ondan çok daha uzun süre yaşayacak olan t narşik geleneğin canlıhğım komması bunun en açıkkanıüâ'
II. KRALLIK İKTİDARININ GELENEKLERİ VE DOĞASI
Eski Germanya kraUarı soylarınm tanrılara iddia etmekten hoşlamrlardı. Jordanes’ın dediği gibi de “tanrılara ya da yarı-tanrüara” benzeyen bu krallano*^
53İ yoldan sahip oldukları kişisel mistik erdem dolayısıyla, halkları onlardan savaşta zafer, barışta tarlalarına bereket sağlamalarını beldiyorlardı. Roma imparatorları ise, kendi açılarından, tanrısal bir nurla çevrelenmiş olarak yaşamışlardı. Feodal çağın krallıkları kutsal niteliklerini bu ikili mirastan ve özellikle de birincisinden edindiler. Hıristiyanbk, Kutsal Ki-tap’tan eski bir İbranî ya da Süryanî tahta çıkış ritüebni ödünç alarak bu durumu onadı. Karolenj Imparatorluğu’nun ardtb devlederde, İngiltere’de ve Asrurias’ta krallar tahta çıkarlarken yüksek rütbeb din adamlarımn elinden yalnızca görevlerinin saygınlığım ifade eden geleneksel simgeleri ve özellikle de, bundan böyle büyük bayramlarda toplanacak olan mecbs-lerde, Fransa’da VI. Louis’ye ait bir ayrıcabk beratında denildi gibi “taçlı meclisler”de^^^, gösterişü bir biçimde başlarını süsleyecek olan taçları almakla kalmıyorlardı. Ayrıca bir piskopos, yeni Samuel, bu yeni David’lerin vücutlarının çeşidi bölgelerini kutsal yağla da kutsuyordu: Bu eylemin Katoük törenlerindeki evrensel anlamı, bir kişiyi ya da bir eşyayı fani btegoriden çıkarıp kutsal bir kategoriye sokmaktır. Gerçeği söylemek gerekirse, bu ritüel iki tarafı keskin kıbç gibi tersine işleyebiliyordu. Saint Paul, “kutsayan kutsanandan daha üstündür” demişti. Kralm rahipler tarafından kutsanması, ruhanî olanın üstün olduğu sonucunu çıkarmayı gerekdrmez miydi? Gerçekten de, hemen hemen başlangıçtan beri birçok Kilise yazarının düşüncesi bu yöndeydi. Doğu Fransa’nm ilk krallarından birçoğunun kutsal yağla ovulmayı gözardı ya da reddetmeleri, kuşkusuz benzer yorumlarm taşıdığı tehdidin bilincinde olmalarıyla açıldanabüir. Bununla birlikte, ardılları doğm yola girmekte hiç de geç kalmadılar. Bu prestijb karizmanın ayrıcabğınm Batı’daki rakip krallara bırakılmasına nasıl izin verebilirlerdi? Simgelerin (yüzük, kıbç, bayrak, hatta taç)
tesettür