tesettür ve felsefe konular

tesettür ve felsefe konular

 Öyle ki, nedenlilik önermesi "en genel açıklama ilkesi"dir ve "her olay için uygun bilimsel bir açıklama vardır" (Stegmüller, agy., s. 189). Buna göre nedensellik ilkesi de şöyle betimlenir: "Her olay için ona uygun bir nedensel açıklama vardır" (Stegmüller, agy., s. 188). Bir olayın ona uygun nedensel açıklamasından da şu anlaşılır: Bir kez açıklama, ancak bilimsel açıklama olabilir. Bilimsel açıklamanın koşullan ise betimlenir: Bir bilimsel açıklama, açıklayıcı güce sahip olan şe-

rılabilmesidir. (Bu kitapta bak.: Stegmüller, "Bihrn Görüldüğü gibi, bilimde bizzat nedenselliğin ne olduğu so'rgy\^ maktadır; tam tersine bilimsel açıklamayı mümkün kılan şevinvT'^ burada nedenselliğin kabulü olmaktadır. Bu durum şu somUtj'^ açar; Nedensel yasalar var mıdır? Tüm yasalar nedensel ysalatıaıj^^^ Nedensellik ilkesi genelgeçer midir? Bu sorular bizi nedenselliğim çerliliği problemine götürür. Böyle bir problemin varoluşu yad&maj^ nedenselliğin kayıtsız-şartsız geçerliliği savunulabilir. Örneğin daki tanıma bakalım: "Nedensellik yasaları, niceliksel, deiermımsı,v, sin matematiksel işlevler aracılığıyla gösterilebilir olan süreklı-ettait. me yasalarıdır; onlar, belirli sakım ilkelerinin egemen olduğu uzay-îa, mem sürekliliğinin yasalarıdır.” (Stegmüller, agy-, s.183) Oy^ günü, müz fiziği böyle bir nedensel yasa fikn karşısında oldukça uş ucudnı. Günümüz fiziğinde "olguların yasalara uygunluğu açık olarak görülmektedir. Bu yüzden nedensellik, ne doğrulana ı ^
yanlışlanabilen bir varoluşsal kabul sayılabilir. Nedensellik, ızı aç\ sından, yöntemsel olduğu kadar pratik açıdan da benimsenmesi gere ken bir postulat olarak, olsa olsa "düzenleyici" (regulatif) bir işleve sa hiptir.
Bu niteliğiyle o, aynı zamanda öznel-kurgusal bir şey olarak kavranabilir ki, böylece daha önce sorduğumuz soruya geri dönrr oluruz: Nedensellik ilkesi genelgeçer midir? Onu sadece "düzenley bir ilke olarak gördüğümüzde ise pratik olarak şunu sormamız ger çektir; Ben bu temel kuralla, onu fizikte genel yöntembiUmsel olarak en başa yerleştirdiğimde hangi empirik güçlükleri aşmış rum?" (Hübner, Quantum, sayı, 9, 1965, s.3 ve devamı) İster bir luşsal kabul, isterse sadece bir düzenleyici ilke olarak benimsenn sun, nedensellikten anlaşılan bir şey de "öndeyilenebilirlik" (Pr< tizierbarkeitydir. Hatta "nedensel" sözcüğü ile "öndeyiienebiUr" Planck ve Jordan’da eşanlamlıd^^/- neden
saya göre saptanmış olan bir olgu ya da süreç, gelecekte de aynı nedensel yasaya göre oluşacağından, öndeyilenebilir (prediction). Böyle bir nedensellik anlayışına kuantum mekaniğinde olduğu gibi, "nedensiz durumlar’dan söz edilerek karşı çıkılabilir ve ilgili olarak "koşulsuzlu-ğun öndeyilenemezliği" ileri sürülebilir. Kuantum teorisinin tüm so-nuçlanna bakıldığında, klasik nedensellik yasasının artık kulanılamaz hale geldiği görülür (Heisenberg, Bohr). Yani artık klasik fiziğin şu nedensellik ve öndeyileme tasarımı geçersizdir; "Bir sistemin belli bir zaman noktasındaki hali biliniyorsa, (önceki veya sonraki) bir zaman anındaki hali de hesaplanabilir (öndeyilenebilir)." Burada indeterminizm konusunda iki tutum gözlenebilir: Birinci tutum kuantum mekaniğinde determinizmi yadsır ve fiziğin (aslında klasik fiziği de içerecek şekilde) hep bir olasılı nedensellik ya da istatistiksel nedensellikle ça-lışageldiğine işaret eder. İkinci tutum ise, kuantum mekaniğinin sonuç-lanna rağmen, fiziksel gerçekliğin determinist yorumunu geçerli kılmak ister ve örneğin kuantum mekaniğinde "nedensiz durumlar"dan sözedildiğinde, bunu "henüz o durumlarla ilgili bir nedenin saptanama-ması" olarak yommlar.
C. "ORGANİK DOĞA" FELSEFESİNİN ANA PROBLEMLERİ
1.Biyolojik Gerçeklik
Jonas'ın belirttiği gibi ("Varlık Öğretisinde Yaşama ve Canlı Problemi", Zeitschrift für philosophische Forschung, sayı, s. 19, 1965), bir "canlı problemi'nden sözetmek ancak Yeniçağda mümkün olmuştur. Buna göre, "anorganik" doğa cansızdır ve "yaşama" denen şey fi-^ziksel varlık içinde ayncalıklı bir konum gösterir.
Canlılığın "öz'ü hakkında esaslı olarak iki tutuma rastlanır: Öznelcik vt nesnelcilik. Sonuncu t^^^organik doğadan hareket ederek, hdisinden "canlılık" diye^H^^ecek olan şeyi saptamaya
çütler ortaya konabilir; ama bu ölçütler "canlıhk' ı anor apayrı bir şey gibi görmeye yol açtığı sürece, bizzat ninin gözden kaçırılmasına da yol açar. Burada biyolojik döngü karşımıza çıkıyor.
Canlı varlıkları belli ölçütlere göre katalogltuna önetn\\ yetkinlikten uzak bir çaba olarak görünmektedir. Bu yüzden "cajvv^, kesin şekilde temellendirme denemelerine günümüzde artık pev.^ lanmıyor. Bunun yerine, anorganik alandaki özelliklerle biraradaNtÇ),. taklaşa halde bulunan "canhlık" özelliklerinden sözetmek gerekttt| gibi, sadece "canhlık"a ait bir özellikler
ereklilik, kendi kendine maddesini değiştirebilme, büytıme, s , kendiliğindenlik, çevreye uyma, öznellik, kendi için ve ken me oto\ olarak varolma, çevreye göre edim ve yöneliş geliştinme (V. eızsaç ker), işlev çevresine sahip olma (Uexküll), kendi içkinliğty^^ açılma (Portmcinn), bireysellik, özel bir yaşama zamanına, hatta ts sahip olma" (Driesch, Heberer). Hiç kuşkusuz bu kavramlann anh nnı açık seçik belirlemek oldukça güçtür. Örneğin, son olarak yi da olumlu’ olarak anılan göstergeler yanında, "olumsuz" bir gc olarak, "ölüm etkinliği"nden de sözedilir. Bu
Diemer'e dayanarak {Doğa Felsefesi, 1964) canlı doğa teorilerini şu gruplar içinde görmek istiyoruz;tesettür Ontobiyolojik, genetik ve sentetik teoriler.
Ontobiyolojik teoriler, her zaman adına "canlı" denebilecek oluşumlar bulunduğunu kabul ederler.tesettür Bunlann içinde fenomenalist teoriler (örneğin: behaviorizm), yaşamanın ne olduğuna ilişkin bir "nelik (mahiyet) sorusu'ndan özellikle kaçınırlar ve bu konuda "saf betimlemeler yapmaya çalışırlar. Buna karşılık geniş anlamda metafiziksel diyebileceğimiz teoriler hep bir ilkeden hareket ederler. Bu ilke "yüksek" veya "derin" bir ilke olarak konulabilir. Birinci durumda "idealist", ikinci durumda "mekanist" ve ilgili olarak "fızikalist" yaşama teorilerinden sözedilebilir. Kendi yasalılığını kendinde taşıma (Eigengesetz-lichkeit) gibi bir özellikten ve dolayısıyla canlıların "özerklik"inden hareket eden idealist teoriler, kendi içlerinde sezgici bir "yaşama metafı-ziği"ne, "vitalizm"e ve "yapı teorileri'ne halkalanırlar. Vitalizmin ilk temsilcisi Aristoteles'tir. Günümüzde vitalizmin temsilcisi ve aynı zamanda tarihçisi olarak Driesch'i görüyoruz {Vitalizm Tarihi, 1927). Driesch, eski vitalizm ile yeni vitalizm'i birbirinden aymr. Yeni vitalizm, 19.yüzyılın mekanist materyalizmine bir tepki olarak doğmuştur ve bu yüzden burada maddi olmayan bir yaşama ilkesinin varlığı ortaya konmak ve "kanıtlanmak" istenir. Maddi olmayan bu şey farklı adlarla anılır; Psike, psikoid, physis, entelekia, arke, vis vitalis, yaşama kuvveti, vb. Driesch, vitalizm konusunda üç "klasik" kanıt sıralar; organizma eş-potansiyel bir sistemdir; organizmada kalıtımı sağlayan şey entelekia’dır; organizma çevreye uymada tam bir "bireysellik"e sahiptir. Ne var ki, günümüzde yapılan araştırmlalann sonuçlan, bu gibi "ka-nıtlar"m toptan yadsınmasına yol açmıştırl^Dah^kapsamlı bir "kanıt" olarak çoğu kez
ken, ona göre, tek tek süreçlerin "amaçsal-nedenli" koordı
yöneten şeydir. Canlılığın ''özerklik"inden hareket eden ideali^N rin son türü olarak yapı teorileri, yaşamayj "bütünlükler" "şekiller" tabanında ele alma gereğini vurgularlar. Örneğin bi^' morfoloji, nedensel-çözümleyici yoldan değil de, sezgisel olarak ranabileceğini belirttiği "temel şekiller" veya "ana kuruluş taıjij n"ndan sözeder (Goethe, Troll, K.L. Wolf, Waaser). Burada nedene çözümleyici yoldan bu şekil ya da yapıların ne olduğunu tanımlamai tan kaçınılır; çünkü canlılık fenomeni kategorik yoldan, yani sınıflama, lara başvurularak kavranamaz. UexküH'ün "yapı planı teorisi debi grup içinde anılabilir. Bu örneklere bakılarak vitalizmi benimseyeı metafıziksel teorilerde şu ortak inanç saptanabilir; Canlılık asla sadece fıziksel-kimyasal yoldan "açıklanamaz", o asla sadece fiziksel-kimya sal oluşumlann bir türevi olarak görülemez; anorganik ve organik alan 1ar arasında daima bir "nelik (mahiyet) farkı" vardır.
Bu teorilerin klasik seçeneği olarak karşımıza mekanist teorilerçı kar. Ama canlılık/yaşama söz konusu olduğunda 'mekanizm çokçe şitli anlamlara da gelebilir. Örneğin klasik mekaniğin ilkelerinden yo la çıkarak yaşama kavramını ele alan bir mekanizm vardır (Newton Hert); yaşamayı, fıziksel-kimyasal bir açıklamanın konusu yapan bi mekanizm vardır (fizikalizm-kemizm); yaşamayı, canlılan bir makin olarak görerek açıklayan bir mekanizm vardır (bu sonuncusu, öbür ili mekanizmden fazla olarak, organizmayı sadece fiziksel-kimyasal sii reçlerin bir topluluk hali olarak görmekle kalmaz; organizmada tam v katı bir mekanizm bulunduğunu ileri sürer). Klasik mekanizm (Descaı fes, Lamettrie, J. Schultz, Ostwald, Loeb), organizmaları, anorgani
mekanizm, buna karşılık, organizmalarda bir "üst-yapı" bulunduğunu ve halta sadece organik alana ait yasaların varolduğunu kabul eder. Ama yine de bunlar, tümüyle fiziksel-kimyasal yapı ve yasalara geri götürülebilirler (Schlick, Bunning). G. Sommerhoff’un analitik biyolojisi organik süreçleri matematiksel yoldan kesinlikle betimlemeyi dener. Sommerhoff, özellikle organizmaların bir ereğe yönlenmişlikleri-nin niceliksel değişkenler yardımıyla matematiksel yoldan kavranabilir bir şey olup olmadığını araştınr. Buna karşılık yeni mekanizm, sibernetiğe dayalı olarak, bambaşka bir yönden de olsa, yapı teorilerinde olduğu gibi, organizmaların "inşa planı"nın ne olduğunu saptamaya çalışır. Organizma burada "kendi içine kapalı bir düzen" olarak görülür. Hatta buradan kalkılarak "erek bilinci", "uyma," "çağrışım", "seçim" gibi kavramlann modem makinelerin çalışma tarzlannın betimlenmesinde de kullanılabileceği sonucuna varılır.
Genetik teoriler, "yaşama" fenomenini, fiziksel gerçekliğin belli bir gelişim evresinde ortaya çıkan bir şey olarak görürler (Diemer, agy., S.753). Biyolojik-evrimci teoriler, Lamarckizm ve Darwinizm'e olduğu kadar onlann devamı olarak yeni-Lamarckizm ve Yeni Darwi-niznı'e dayanırlar. Genetik teoriler içinde erekçilikleri bakımından Dac-ques, Teilhard de Chardus, Samuel Alexander, C.L. Morgan ve O.Fe-yerabend'in teorileri "organo-lojik evren betimleri" olarak nitelenebilirler. Ne evrimciliği ne de erekçiliği kabul eden Nilsson'un "emikasyon teorisi", {Sentetik Tür Oluşumu, 1953), genetik teorilerin özel bir tarzını oluştumr. Ama öbür yandan organizmalara "sentezler" gözüyle bakması dolayısıyla sentetik teorilere de girer. Sentezler, "vitalizmin de mekanizmin de ötesindedirler". Holizm (Haldane, Smuts, Meyer-Abich), anorganik alan da içinde olmak üzere tüm doğal gerçekliği bütünlük kavramı altında ele alma gereğini vurgular. Tüm doğal gerçeklik için en önemli yasa olarak, burada "holistik basitlik" yasası geçerli-dir. Yasa, "yukarıdan aşağıya" doğru, yani karmaşık yapılardan daha az kannaşık yapılara
basamağın bütüncül yapısı içinde, kendi kökensel sizin yer alırlar; ama onlar yine de bu yüksek mn öğeleridir. Bu demektir ki, biyolojik yasalar f,ziksir\ remelerine rağmen, yine de, organik yapılan kuran özgül duruma en iyi örnek Donnau dönüşümü adı verilen şeydir geçmişi olmayan, "tarihsiz" bir süreç için sözkonusu olan eşitliğin dönüşlü olmayan bir türevinin, geçmişe sahip, yani olarak "tarihsel" olan sistemler için sözkonusu olan integraleşiıij^ çıkaniması olanaklıdır. Sentezci teorilerin bir türü olarak diyahj^ materyalizm (Diamat), mekanik nedensellik ile erekselliği biraradaıjj şünmenin olabilirliğini savunur.tesettür Buna göre organizmadaki erekliij. çelişkili iç ve dış nedenlerin diyalektik olarak karşılıklı etkileşim halin, de kendinde bulunan bir şey olarak görülebilir. Böyle bakıldığında,or ganizmadaki diyalektik zorunluluğu aynı zamanda bir erekli gidiş olarak görmek bir "seçenek" olarak mümkündür.
Son olarak Bertalanffy'in "organizmik" teorisi, mekanıst teonler kadar, mekanizme tepki içinde geliştirilmiş olan teorilerin ana savlan-nı birleştirerek, dinamik-etkin bir sistem anlayışıyla bu teorileri aşmayı dener {Biyolojik Dünyanın Görünümü, 1949). Burada organizmalar, kendi "akış dengeleri" içinde, otomatların "kapalı" sistemleriyle karşıtlık içinde görünürler. Organizmalar, otomatların tersine, nelikleri (mahiyetleri) gereği açık sistemler"dir. Çünkü onlar sürekli olarak kendilerini yapan maddi öğeleri dışarıdan alırlar ve dışarıya verirler; onlar kendi kendilerini kuran ve bozan sistemlerdir. Bertalanffy, bu görüşlerini W. Köhlers’in yaptığı araştırmalarla ilişkiye sokar ve bir "genel-sistem öğretisi" kurmayı dener (Genel Bir Sistem Üzerine, 1949). Bu bir "açık sistem teorisi"dir; ama aynı zamanda bir düzenleme ve bildi-rij/n. leorisini de içerir; hatta be sistem, bu konuda geliştirilmiş tüm öbür "stslemler"! de kapsayabilir. Örneğin N. Hartmann'.n kategorik tabakalar öğretisi de bu sistem tarafından içerilebilir. tesettür